Edebiyat

Edebiyat Haberleri

ŞAİR VE YAZAR İSMAİL ÇAVUŞEV  VEFAT ETTİ

Uzun zamandır değişik hastenelerde tedavi gören şair ve yazar İsmail Çavuşev dün akşam vefat etti.

SU  VE MUTLULUK

Ava çıktığı bir gün susayan Narkissos, nehir kenarına gelir. Su içmek için nehre eğildiğinde kendi yansımasını görür. Güzelliği karşısında büyülenir ve kendine aşık olur. Sudaki aksine sarılmak isterken düşüp boğulur. Ölümü Ekho gibi kara sevdadan olur. Ekho Narkissos’a, Narkissos kendine aşık olmuştur. Öldükten sonra vücudu nergis çiçeğine dönüşür. Bu nedenle kendini çok beğenen kimselere narsist çiçeği denir.

ŞEKER

Ayrıca, acısız bir hayat, kolay fakat hep eksiktir. Bir de parça parça koparak varlığını sürdürenler de var hayatın içinde. Böyleleri için hayatın içinde mücadele değil, mücadelenin içinde hayat vardır…

KOPUK OSMAN

Totaliter dönemin ortalarında bizim yörede bir fotoğrafçı belirdi ki, herkeslere şapka çıkarttı. Nerede düğün, nerede nişan, nerede bayram, orada bizim Osman! Yedi kat yerin dibinden fırlamışcasına bir bakmışsın ortalıkta fırıldak dolaşıyor. Göğüsün de  o acayip gözlü makina. Ha dedin, ha demedin, gözlerini o makinaya dayadı ve bastı, basacak düğmeye...

YAZISIZ TAŞLAR

yol boyunda bir mezar yazısız dikili taşlarının iki buçuk metre boyu kaç yüz yıllıktır bilinmez en eski mezarlardan birisi köylüden öyküsünü dinledim yatan ulu sağlığında dağbaşından indirmiş taşları iki eliyle dikmiş "beni buraya gömün" demiş konu komşuya

MEZAR TAŞLARI

Mezarlıkta öyle taşlar da gördüm ki, yarıya kadar toprağa girmişler.Birtakımın ise sadece başı görünüyor. Bu taşlara hiçbir anlam veremedim! Başları yukarıda, dimdik öylece dursunlar! Yoksa, ölülere özenip, "Biz bu toprak altında, ölümlü olmak istiyoruz!" diye mi yalvarıyorlar?

DUT SOFRASI

Köyden haber geldi; "Yunus Dede, yaşının ucunda aklını yitirmiş!" Bu haberden belki bir hafta sonra köye yolum düştü. Torunu Mustafa, en iyi çocukluk arkadaşımdır. Evlerinin önündeki mor dutun altına yan gelmiş, gününü gün ediyordu Yunus Dede. Hali hatırı öyleydi ki, dünya yansa, şu anda hasırı tütemezdi Yunus Dede'nin. Karşıdan kendisine hayran hayran baktım. Tam bir aksakal görünümündeydi. Keşke, tüm delilerimiz böyle olsa...

AŞK GELİYORUM DEMEZ

Taşların bir çoğunda “Fânî dünya fânî Taşta ismim bâkî” demişler. Diyenlerin isimleriniyse silmişler Fânî dünyanın yağmurları.

BURADA ÜMİTLER HİÇ ÖLMEZ

Öyle büyüleyici bir güzelliği vardır ki Balkanlar'ın, şöyle bir uzaklara göz atarsın, yerden kucaklarsın gökyüzünü. Ellerini semaya açsan, avuç avuç yıldız toplarsın. Uzaklardan gelen çilek kokuları ilaç olur, sürülür yaralara.

ŞİİRİMİZİN GÜNEŞLİ YÜZÜ, UĞUR ÇİÇEĞİ

Şiirimizin güneşli yüzü, uğur çiçeği Halime, gözelere mi karışıp da gelmişti, yoksa sulara tutuna tutuna mı bilmiyorum. Ama buluşmayı Recep Memiş sağlamıştı...

ÖMRÜMÜN ÖTE YAKASI

Oralarda yok saydılar, buralarda unutuldum Tavana atılan eski sandıklar gibi. Sakalıma düşen tel tel aklar O şımarık yılların parmak izleri.

BİR MUTLU OLDUM Kİ...

Hayatımın 70. basamağında bana bu mutluluğu yaşatanlara bir ömür minnet borcum vardır ve bunu asla unutamam. Teşekkür, sevgili İnsanlar! En samimi hürmetlerimle! 

DAĞ ÇEŞMESİ

Bir dağ çeşmesine yazdılar dedemin adını Ömrü gibi gürül gürül akıyor kurnaları Kuş uçmaz, kervan geçmezdi nicedir bu dağdan Yollara revan oldu göçü göze alanlar Ateşten bir gömlekti yıllar yılı giydiği Gitmek- kalmak arasında dirildi hep Rumeli

SUYUN ŞİFRESİNE ÖVGÜ

Kadın öfkeli kulaçlarla denizi dövmeye devam etti. Suyla böylesine dövüşen insanların, deniz dışında kanayan bir hikâyeleri muhakkak olurdu. “Denizin canını acıtacaksın!” dedi adam. “Acı mı?.. Acının canı cehenneme!.. Acı adil değil…” dedi kadın. Kadının cevap vermesi, sökülmeye başlamasıdır. Kadın sökülmeye başladığında, artık ne güneşi görürdü, ne denizi, ne martıları, ne de balıkları!.. Yumağına sarılacak bir insan bulamazsa, kendi söküğüne dolanır, zihni arapsaçı olurdu.

GÜL YAPRAĞI ÜZERİNE DAMLAMIŞ YAĞMUR TANECİĞİ

Bir gün onu dağ yamacındaki evinde bulurlar. Gene işinde gücündedir. Ya ineğini sağar, ya sütünü çalkalar... Köy muhtarının yamağı: "Seni, bizim makama istiyorlar!" der. Gül anne, bunun üzerine biraz düşünür. "Acaba bu ne iştir? Benim muhtarla bir alıp veremediğim bir şey yok ki!" Çocuklarını aklına getirir. Hepsi dağılıp gitmiş dört bir yana...

KIRCAALİ'DE EDEBİYATIMIZ KONUŞULDU

Ege Üniversitesi'ne bağlı Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Atıf Akgün, bugün Kırcaali'de bir konferans verdi. Bu etkinliğe katılan yerel şair, yazar ve aydınlar, "Türkiye'de Bulgaristan Türklerinin Edebiyatı üzerine yapılmış akademik çalışmaların tanıtımı" ve "Türkiye'deki Bulgaristan kökenli şair ve yazarlarımızın edebiyat faaliyetleri" konulu sunumlar dinlediler.

NİHAT ALTINOK'UN JÜBİLESİ YAPILDI

Bugün İstanbul Avcılar'da, Bulgaristan'doğumlu yazar Nihat Altınok'un 50.ci sanat yılı kutlandı. Ünlü yaratıcımızı bu jübilesinden dolayı kutlamak için gelenler arasında Ahmet Türkay, İsa Cebeci, Embiya Ulusoy, Nebiye Akbıyık, Halil Bal ve Mustafa Üstündağ gibi ünlü yazarlar da vardı.

İYİ Kİ KÖTÜ KIZLAR VAR

Hem hayat öyle kolay değil. Her köşede bir tehlike... Bir kadın çeşitli evrelerden geçer. Matruşka bebeklerin en küçüğüyken erkekler kucaklarına alıp hoplatırlar onu. Çok sevilesidir. Sonra birden serpilip güzelleşir. Burada tehlike alarmları çalar.

DÜŞ VE GERÇEK ARASINDA BİRER SUDANYA GEZEGENİYİZ

Nehirler ne güzeldir! Engelleri aşa aşa diledikleri yerden giderler. Aka aka büyürler. Ve denize ulaşırlar bir gün. Evet, ben de bir nehirim belki. Çünkü çürütmedim hiç suyumu. Ömrümce akmak ve denize varmak isterim.

Toplam 133 haber.