Burgaçtaki Ben

* Bir atılım, ardından bir atılım daha. Utku çırpınışta değil, atılımdadır. Beyaz köpüklü kara sulara yaşadığımı, kim olduğumu göstermeliyim. Sular korkunç oldukça, yorulmak bilmedikçe, beni yutup yok etmek istedikçe, gücüm bir o kadar daha artıyor, atılım üstüne atılımları sürdürüyorum. Ben tehlikeden kaçmadım hiçbir vakit, tehlikeyi benden kaçmaya zorladım.

PAYLAŞ
Burgaçtaki Ben
* Bir atılım, ardından bir atılım daha. Utku çırpınışta değil, atılımdadır. Beyaz köpüklü kara sulara yaşadığımı, kim olduğumu göstermeliyim. Sular korkunç oldukça, yorulmak bilmedikçe, beni yutup yok etmek istedikçe, gücüm bir o kadar daha artıyor, atılım üstüne atılımları sürdürüyorum. Ben tehlikeden kaçmadım hiçbir vakit, tehlikeyi benden kaçmaya zorladım.

Bugün ünlü şairimiz Recep Küpçü'nün doğum günü. Bu nedenle Biz, Beyaz Zenciler Öykü dosyasından, Burgaçtaki Ben denemesini yayımlayarak, "Doğum günün kutlu olsun üstat" diyorum - Ahmet TÜRKAY, yazar

                                 

 

 

                                BURGAÇTAKİ BEN

 

Yüzmeyi becerip beceremediğime bakmadan, balıklama hayalimdeki sulara daldım. Çırpındım, kulaç attım, can sıkıntısına, çaresizliğime aldırmadan. Can sıkıntısı dedim de aklıma geldi. Onun belli başlı nedenleri durgunluk, bir de kararsızlıktır. Ben yaşamımda hiçbir zaman durmadan, vazgeçmeden, kararsızlığa düşmeden hep yürüdüm.

Ne kadar yol aldığım ayrı bir konu. Çünkü her çaba başarı olmadığı gibi sulardaki her çırpınış da yol almak demek değildir. Bilirsiniz; dalgalar kıyıya doğru gelirken insanı geriye doğru çekerler. Dalgalardan başka burgaçları da vardır suların. Bir görmeliydiniz beni tutulduğum anaforun ortasında. Çırpın babam çırpın, yüzme bilmek de para etmiyor. Çok önemli üç şeyi bilmek gerekiyor; şaşırmamayı, umutsuzluğa kapılmama, tinsel gücü yitirmemeyi.

Ölüm, Azrail gibi dikilmiş başıma, beni kandırmaya çalışıyor.

“Gelsene yahu,” diyor. “Gel, rahat edersin benim yanımda. Çırpınman boşuna, tutulmuşsun bir kere burgacın çekimine, kurtuluş yok, teslim ol!”

Hayret, ölüm bile engelleri yenme istencini değil, işin kolayını, yani edilgenliği öneriyor insana. Yok, yok, olmaz bay ölüm, boğulmak değil, yaşamak istiyorum ben.

Beyaz köpüklü, korkunç uğultulu suların gürültüsü kulaklarımda, yüzüme acımasızca çarpan suların tokattan farkı yok. Oysa sabahları elimi yüzümü yıkarken ne kadar yumuşacıktı musluktan akan su!

“Ölüm özgürlük, sözün kısası, en büyük özgürlük,” diye söyleniyor kendinden emin anafor. “Benim elimden kimse kurtulamamıştır şimdiye kadar.”

Anlıyorum burgacı. Korkayım, kolum kanadım kırılsın diye yapıyor bunu. Ne yazık, benim kişiliğimi, özyapımı tanımıyor o. Sonuna değin savaşma hırsı ve kararlılığımı bilmiyor. Mademki kabul ettim bu savaşı, savaşın yüzünü kara çıkarmamam gerekiyor. Merhamet dilencisi olmadım bugüne dek, şimdi de olmayacağım.

“Kurtulup kaçacak değilim,” diye karşılık verdim anafora. Erken ya da geç utku benim olacak.”

Tam bu anda en sadık dostum inancım yardımıma yetişti, cesaretime cesaret, gücüme güç kattı. Savaşarak yaşadığımı tanıtlayacağım suların canavarına. Teslim olmamak, savaşarak tükenmek benim felsefem.

Evet, şimdi sularla savaşarak tükenmeliyim. Bir atılım, ardından bir atılım daha. Utku çırpınışta değil, atılımdadır. Beyaz köpüklü kara sulara yaşadığımı, kim olduğumu göstermeliyim. Sular korkunç oldukça, yorulmak bilmedikçe, beni yutup yok etmek istedikçe, gücüm bir o kadar daha artıyor, atılım üstüne atılımları sürdürüyorum. Ben tehlikeden kaçmadım hiçbir vakit, tehlikeyi benden kaçmaya zorladım.

28 Şubat 1969

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN