İki motorsiklet fiyatına bir bahçeli evalındığı eski zamanlar... ( 1. )

*** 17.11.1977 tarihinde, akşam üzeri Kapıkule’den geçtik ve Edirne’ye geldik. Amcam, daha yola çıkmadan önce, trenden iner inmez toprağı öpmeye niyetlenmişti ve trenden iner inmez kendini yere attı ve çakıllı ve tozlu toprağı öptü. Bizler de onunla birlikte toprağı öptük. *** Diğer amcam; “Bunlar rüşvet istiyor, bir-iki bin lira verelim!” dedi. Amcam da, “ Rüşvet de ne oluyor, ne demek o?” diye sordu. Ne olduğunu anlayınca da, “ Ben, Bulgar gavuruna meramımı anlattım, rüşvet vermedim, Türk yetkililere mi anlatamayacağım, rüşvet müşvet vermiyorum.” dedi ve vermedi.*** Böylece, 28 000 TL'ye satacağımız iki motorsikleti,16 000 TL'ye satmış olduk. Bu miktarın ne anlama geldiğini anlamak için, ayni dönemde Çorlu’nun merkezinde, eski tip olsa da, 36 000 TL'ye bahçeli bir ev satın alınabiliyordu...

İki motorsiklet fiyatına bir bahçeli evalındığı eski zamanlar... ( 1. )
Tarih
*** 17.11.1977 tarihinde, akşam üzeri Kapıkule’den geçtik ve Edirne’ye geldik. Amcam, daha yola çıkmadan önce, trenden iner inmez toprağı öpmeye niyetlenmişti ve trenden iner inmez kendini yere attı ve çakıllı ve tozlu toprağı öptü. Bizler de onunla birlikte toprağı öptük. *** Diğer amcam; “Bunlar rüşvet istiyor, bir-iki bin lira verelim!” dedi. Amcam da, “ Rüşvet de ne oluyor, ne demek o?” diye sordu. Ne olduğunu anlayınca da, “ Ben, Bulgar gavuruna meramımı anlattım, rüşvet vermedim, Türk yetkililere mi anlatamayacağım, rüşvet müşvet vermiyorum.” dedi ve vermedi.*** Böylece, 28 000 TL'ye satacağımız iki motorsikleti,16 000 TL'ye satmış olduk. Bu miktarın ne anlama geldiğini anlamak için, ayni dönemde Çorlu’nun merkezinde, eski tip olsa da, 36 000 TL'ye bahçeli bir ev satın alınabiliyordu...

   Bulgaristan’dan zorunlu göçün 30. yıl dönümünde çeşitli etkinlikler sebebiyle hatıralarımız tazelendi. Ben, 1977 yılı göçmeniyim, bazı hatırlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Dilerim bizim bu hatırlarımız, başka göçmen kardeşlerimize de ilham verir ve böylece bu paylaşımlar, kişi veya kuruluşlar tarafından ileride ve bizim çocuklarımıza, gerekse diğer kişilere ve tarihçilere kaynak olur.

   Benim göç maceram, 15.11.1977 tarihinde başladı. Ben ve kardeşim, anne ve babam vefat ettikleri için, amcamın ailesi ile beraber göç ettik. Bulgaristan’da, yaşlı babaanne ve dede elinde kalmayalım diye, Allah, onlardan razı olsun, amcam ve yengem, kendi çocukları olduğu halde, bizleri mahkeme kararı ile evlat edindiler ve pasaportlarına ekleterek getirdiler. ( Amcam hala sağ, Allah, ona sağlıklı uzun ömür nasip etsin! Yengem vefat etti, Allah, ona gani gani rahmet eylesin! ) Gelmeden önce, amcam var olan parası kapsamında, Türkiye'de satabileceğimiz bazı eşyalar satın aldı ( 1989 yılı göçmenlerinden farklı olarak,1976 - 78 göçmenleri, evlerini ve diğer mallarını satarak, elde ettikleri para ile kısıtlı da olsa bir şeyler alıp getirebildiler). Bunlar içinde, sepetli ve sepetsiz "İJE" motorsikletten tutun da biley taşına, içinde banyo yaptığımız galvanizli saç teknelere kadar, akla gelebilen ne varsa birçok şey alıp getirdik... Her aileye bir adet "İJE" motorsiklet hakkı tanırlarken, amcamın rica minneti ve bizim gerçekte iki aile olduğumuzu izah ederek, iki adet motorsiklet getirme izni aldı ve biz iki motorsiklet getirmiş olduk ( Bunu daha sonraki satırlarım için bir ön bilgi olarak yazıyorum.)

   Böylece, 15.11.1977 tarihinde, Dralfa denilen gardan eşyalar ile birlikte, gerek ailemizin kalan diğer bireyleri, gerekse konu-komşu, ağlaş-meleş arasında, Türkiye’ye tren ile göçümüz başladı. İki gece iki gün tren yolculuğu sonunda, 17.11.1977 tarihinde, akşam üzeri Kapıkule’den geçtik ve Edirne’ye geldik. Amcam, daha yola çıkmadan önce, trenden iner inmez toprağı öpmeye niyetlenmişti ve trenden iner inmez kendini yere attı ve çakıllı ve tozlu toprağı öptü. Bizler de onunla birlikte toprağı öptük. Böylece Türkiye toprağına ayak basmış olduk. Bizleri, gelen göçmenleri konuk ettikleri misafirhaneye götürdüler. Yol boyunca hardal sarısı boyalı sıra sıra apartmanlar gördüğümüzü hatırlıyorum. Misafirhanede, biz çocukları yatakhaneye aldılar, fakat büyüklere nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun, kimsin nesin, adın ne, baba adın ne gibi çeşitli sorular soruyorlar, fakat herkes yorgunluktan bitkin, “Bir dinlenelim, ondan sonra ne sorarsanız sorun!” diye büyükler kendi aralarında söyleniyorlardı. Halbuki, bu bir sorgulama tekniğimiş. Kötü niyetli ve ajan gibi kişileri tespit etmek için, kişi yorgunken, çapraz sorgu bir tür önlem taktiği imiş. Neyse, biz çocuklar yattık, yorgunluktan hemen uyumuşuz, fakat uyumadan önce, hala da kulaklarımda, sanki trende yatakta yatıyormuşum gibi, traka trak, traka trak, tren takırtısı ile uyuduğumu dün gibi hatırlıyorum. Kayıt- kuyut işlemleri bitince, büyükler de yatıp dinlendiler ve sabah olduğunda, hısım akraba ile buluşmak, bir de eşyaları vagonlardan alıp, nereye gidilecekse, kamyonlara yükleyip gitmek için tekrar tren garına döndük.

   Bizden 5 yıl önce, 1972 yılında göç eden ve Çorlu’ya yerleşmiş olan diğer amcam, bizleri karşılamak ve Çorlu’ya götürmek için bizleri almaya gelmişti, buluştuk ve birbirimize kavuştuk. Tren garına, gelen göçmenlerden mal alıp satmak için gelen tüccarlar da vardı. Bizde nakliye kamyonuna yüklememek ve diğer ihtiyaçlarımız için, bazı eşyaları daha orada satmış olduk. Getirdiğimiz biri sepetli, diğeri sepetsiz, iki adet "İJE" marka motorsikleti de elden çıkardık. Amcam bir tüccar ile bunlar için 28 000 TL'ye pazarlık yapmıştı. Motorsikletleri vagondan çıkarmaya sıra gelince, gümrük görevlileri sadece sepetsiz olanı bize teslim ettiler, sepetliyi vermeyip ambara aldılar. Böylece bizim pazarlık bozuldu ama adam sepetsiz motora 24 500 TL verdi ve aldı gitti...

   Amcam, yalvar yakar bizim gerçekte iki aile olduğumuzu, ölen kardeşi ve eşinin çocuklarını Bulgaristan’da “gâvur” eline bırakmamak için evlat edindiğini söylese de, bir türlü derdini anlatamadı. Diğer amcam, birlikte geldiğimiz amcama “Bunlar rüşvet istiyor, bir-iki bin lira verelim!” dedi. Amcam da, “ Rüşvet de ne oluyor, ne demek o?” diye sordu. Ne olduğunu anlayınca da, “ Ben, Bulgar gavuruna meramımı anlattım, rüşvet vermedim, Türk yetkililere mi anlatamayacağım, rüşvet müşvet vermiyorum.” dedi ve rüşvet vermedi. Böylece, motorsiklet ambarda kaldı. Diğer eşyaları kamyona yükledik ve Çorlu’ya geldik.

   Bizden önce gelen amcamın kiraladığı eve yerleştik. Amcam, 10 gün boyunca her gün Edirne’ye motorsikleti ambardan çıkarmak için gitti geldi. Bulgarlara anlattığı ve kabul ettirdiği durumunu, Türk gümrükçülerine anlatamadı. 10 gün sonra, 12 000 TL ambar parası vererek, sepetli motorsikleti çıkardı ve Edirne’de 23 500 TL'ye satarak geri geldi. Böylece, 28 000 TL'ye satacağımız iki motorsikleti,16 000 TL'ye satmış olduk. ( Bu miktarın ne anlama geldiğini anlamak için, ayni dönemde Çorlu’nun merkezinde, eski tip olsa da, 36 000 TL'ye bahçeli bir ev satın alınabiliyordu. Enflasyon gibi bir mevhuma alışık olmadığımız için, ev veya arsa için para toplayalım derken 2 yıl geçti ve amcam şimdiki evi için sadece arsasını 180 000 TL'ye aldı).

    Benim Türkiye’de yaşamış olduğum ilk günler ile ilgili hatıralarım içinde birçok ilkler ve güzel hatıralar arasında, maalesef ki, böyle olumsuz bir hatıra da var...

Behlül ŞENYÜREK

Son Güncelleme: 00 0000 00:00
  • Etiketler

HABERİ PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

BUNLARA DA BAKIN