Bulgaristan

Bulgaristan Haberleri

YANARDAĞ GİBİ PATLARIM

Her şey yolunda  gidiyordu. Mustafa gardaşımız, imamla mevlit için görüştü ve anlaştı. Mevlidin sivil şehitler adına ilan edilip okunacağına mutabık kılındı. Bu dini merasimin siyasetle veya herhangi bir partiyle bağlantısı olmayacaktı. Caminin kapıları her kesime açık olacaktı. Zaten, bu kapıyı kapatmak kimsenin haddinde değildir. Bütün sorumluluk organizatörlerin, yani bizimdi.

BUNLAR  ÇAKMA TAPINAK ŞÖVALYESİ...

* Tapınakçı kelimesi, zenginlik ve güç kavramlarını kapsayan bir olgu haline geldi. * “İllüminati” denilince, akla neden direkt para, güç ve mistik güçler geliyor? * Bunların tümü, küresel güçlerin elinde birer oyuncaktır. * İllaki, Türklere karşı besledikleri kin ve nefreti ayyuka çıkaracaklar. * Bizim Razgrad’ta haçlı şövalyesi ne aramaktadır?

ANA YOLU KAPATTIK, ÜÇBOYUTLU KÖPRÜYE KAVUŞTUK…

Şimdilik, köyümüzün adı ve bütün sıkıntılarımız unutuldu, artık bütün hayallerimiz suya düştü. Sonuçta, bizim gibi gariban halkın, köprüye neden ihtiyacı olsun ki?  Sanki, bizim çilemizle dalga geçercesine, kendi oylarımızla bizzat seçtiğimiz belediye başkanımız, geçenlerde ilçe merkezine çok şirin bir köprü yaptırdı.    Şimdi, çocukları, ailesi ve yandaşları ile beraber bu üçboyutlu köprünün üzerine çıkıp, boy boy fotograflar çektirip, zıplıyorlar. Mutluluktan adeta havalarda uçuyorlar...

KILIÇLAR ÇEKİLDİ, MARŞLAR OKUNDU…

   Kırca Ali’nin gününü kutlamak, onun mezarı başına çelenk koymakla, merhumun ruhuna dua etmekle olur. Aynısı yüzlerce Türk köyünde bulunan şehitlikler için de geçerli.    Kırcaali’de, iki generalimiz kılıç kalkan oyunu tertiplerken, Haskova’daki ordu pilotlarımız isyan çıkardılar, çünkü binecek arızası olmayan uçakları kalmamıştı. Malko Tırnovo gümrük kapısını korumak için ise Polonyalılar gelmişti...

GÖNLÜMÜ OKŞAR MEMLEKETİM…

   Akşam vakti, güneşin Karaburun’dan batışını ve memleketim Eğridere'yi kuşatan birbirinden güzel dağ yamaçlarının seyri insanın gönlünü okşuyor. Bu topraklar bizim doğduğumuz ve taptığımız bir cennet yuvası. Lakin, istemesek de, kader bizleri kopardı buralardan. Biz, birbirimize bu kadar yakın iken, şimdi aramıza dağlar ve denizler girdi. Göç, ayrılıkların iç acısıdır ve gurbetlerin en ağırıdır. Bu çileyi, ancak birbirinden ayrı düşenler bilir! Dağ, insanından oldu. Biz, dağımızdan koptuk…

60 BİN DÖNÜM ARAZİ TÜRK YATIRIMCI BEKLİYOR

Belogradçik Belediye Başkanı Boris Nikolov da bölgelerinde 60 bin dönüm boş tarım alanının bulunduğunu, buraların değerlendirilmesi için Edirne'den yatırımcıları beklediklerini söyledi. Nikolov, “Buralar hem tarıma uygun hem de hayvancılığa müsait. Yatırımcılarınızı buralarda görmek istiyoruz. Biz kendilerine her türlü yardımlar yapacağız. Hükümetimiz de tarım ve hayvancılık konusunda teşvikler yapıyor” dedi.

BİZDEN  TERÖR ÖRGÜTÜNE KİMSE KATILMADI

Bilindiği gibi hiç bir Bulgaristanlı Türk kardeşimiz şimdiye kadar dünya çapında faaliyet gösteren herhangi bir aşırı radikal İslam ve terör örgütüne katılmamıştır.

KÖYLERİMİZİN BEREKETİ KAÇTI

Bu sabah yine köyüme gittim. Haftada bir baba ocağımı gezip dolaşırım. Ev boş ama hatıralarla dopdolu. Aslında köyüme varınca, kafamda eski tarihimizin varlığı canlanır. Osmanlının son yıllarını ve sonrasını yeniden yaşarım. Bütün geçen dramatik yıllar gözlerimin önünde süzülür, tek tek.

NERESİNİ BÖLECEKSİN Kİ?

* Zehirli medya borusu; "Türkler, Bulgaristan'ı bölüp parçalamak istiyor!" safsatasını öttürüyor... * Bulgaristan'ın herhangi bir hipotetik bölünmeye ihtiyacı yoktur. Suriye, değil ki burası! *Her aklı başında vatandaş için, bölünmüş ve parsellenmiş küçük Bulgaristan, Balkanlar'ın haritasından tamamen silinme anlamını taşır.

RÜYAM GERÇEK OLDU

2000 yılında Mestanlı'da, ailem için yeni bir ev kurdum. İnsan, ömrü boyunca kaç kez yuva kurar? Merak büyük, daha sıvası bile kurumadan ben duvarlara üç kat boya attım. Daha iç kapıları takmadan, katın birisine taşındık. İçimdeki mutluluk dürtüsü beni adeta çok sabırsızlaştırmıştı. İlk akşam yeni evimizde uyuduğumuzda, yoğun nemden dolayı çarşaflarımız bile ıslanmıştı... O ilk gecede iki rüya gördüm.

YEŞİL CENNETİN  GÜNLÜĞÜ

Bulgaristan'a gittiğimde İstanbul kadar kalabalık bir ortam, İstanbul kadar hem zihnimi hem de bedenimi yarım hissettiğim - ''Nerede bizim akciğerlerimiz'' diyebileceğim bir konumda olamadım. Konumum gereği her taraf yeşillikti, rahat rahat nefes alabiliyor, çekmiş olduğum fotograflarla anı ölümsüzleştiriyordum. Sabahın serin saatlerinde işe gitmekte olan insanların ellerinde baniçka ( Çok özel ve leziz bir börek.) yerken bekledikleri otobüs, daha sonra durak boşaldığında baniçka kokusunun beni hemen bir baniçka alıp oturup yemeye teşvik etmesi...

SILA YOLU DERT YOLU

Bulgar Polisleri tarafından durdurulduk. 40 yaşları civarında olan Bulgar Polisi, radara yakalandığımızı iddia ederek; aracın evraklarını isteyip, oğlumu polis aracına götürdü. Bizlerinde araçtan çıkmasına müsaade etmediler. Biz araçtan polislerle oğlumun konuşmasını izlemek zorunda kaldık. Bulgar polisi sık sık elindeki copu sallayıp, yüksek sesle bağırıyordu. 5-10 dakika sonra oğlum gelerek, Bulgar polisinin"Ya 500 Euro verirsiniz, ya da sizi Sofya'da mahkemeye çıkartırız. Mahkemeye çıkana kadarda hepinizi nezarethanede 24 saat hücrede tutarız!" dediğini iletti.

BASKILAR KURŞUN GİBİ ÜZERİME ÇÖKÜYORDU

16 yaşıma daha henüz yeni girmiştim. Beyaz bezleri kırmızıya boyayıp Türk bayrakları dikerdim. Ay ve yıldız eklemeyi de hiç unutmazdım. Sonra, gecenin tenhasında, gizlice bunları köyümüzün sokaklarına asardım. Bu yönde "vukuatlarım" çoktu. Okulun iş görmez bomba ve silahlarını bile aşırmıştık...

OLMADI, PAPAZ EFENDİ! & ZABİULLAH

Bizim kasabada çok az hristiyan yaşamakta, bir de papaz bulunur. Cuma gününe kadar bu papaza karşı saygım vardı. O gün kahve içiyordu ve beni da masasına buyur etti. Hal hatır ettikten sonra, neler düşündüğümü sordu, ben de ona Türk okulları açılması projemden bahsettim.

BAYRAM PANKARTI İNDİRİLDİ

Kırcaali'nin Sağırlar (Gluhar) köyünün girişine dün akşam asılan bu pankart, bu sabah yerinde yoktu. Şimdi herkes bunu indiren sorumsuz şahısların ne biçim Türk ve Müslüman olduklarını sorgulamakta.

MUTRALAR GENE HORTLADI

Gangster, mafiyot, katil, hırsız veya kısacası apaş yerine, günümüzde oligars ve mutra lakaplıların yine siyah ve parlak lüks limuzinleri var, siyah ceketlerinin altında tabancaları kabarmakta. İşleri güçleri gene hırsızlık yapmak, haraç toplamak ve masum insanları katletmek. Genelde arabalarını sıra sıra bar ve diskoteklerin önüne park etmeyi tercih ediyorlar.

BABA VANGA’LAR ÇOĞALIRKEN…

Aramazdan bir takım ikiyüzlüler türemiş ki, hiç sormayın, kendilerini hiç utanmadan Türk entelektüelleri olarak tanımlıyorlar ve her önemli bir olayda, yabani domuz sürüsü gibi ortaya fırlayıp, satılmış televizyon stüdyolarını dolduruyorlar ve pis salyalarını akıta akıta, Ankara'daki iktidar güçlerine düşmanca saydırmaya başlıyorlar.

SADIK AHMET BİLE KAHRINDAN AĞLIYORDUR…

Başka bir konuya parmak basıyorum. Batı Trakya’daki geleneksel Sadık Ahmet’i anma törenleri geldi geçti. Bunlara Bulgaristan’dan ve Türkiye’den katılan kardeşlerimiz de oldu. Bizim için Nuri Adalı, Osman Kılıç, Hüsnüye Abla, Saatçi Ömer, Türkan Bebek, Avni Veli, Sabri İskender ve daha onlarca isimli veya isimsiz kahramanımız neyse, Batı Trakya’daki kardeşlerimiz için de Sadık Ahmet aynı mertebededir. Bizimkilerden daha büyük bir kahramanlığı yok kendisinin...

ÇARESİZLİK BİZİM KADERİMİZ Mİ ?

Türkiye – Bulgaristan arasında gerçekleşen üst düzeydeki siyasi görüşmeler, Bulgaristan’da yaşayan Türkleri her zaman heyecanlandırıp, umutlandırmıştır. Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un en son Türkiye ziyaretine de umutla bakıldı.Fakat geçmişe de dönersek, yetmişli senelerdeki çocukluğumda, rahmetli babam, her Demirel-Jivkov, Ecevit- Jivkov görüşmelerinden bir göç antlaşmasının imzalanacağını umut ediyordu ve Ankara Radyosun'dan haberleri dinlerken evin içinde çıt sesi çıkartmıyordu.

Toplam 214 haber.