Yüksel Çavuşev'in Sanat Sevgisi

PAYLAŞ
Yüksel Çavuşev'in Sanat Sevgisi

Rahmetli gazeteci Hüseyin Köse'nin  anısına

Derleyen şair Yahya Akbulut

_____________________________________

 

Kültür Bakanlığı, geçen yılın sonlarında yeni açılan tiyatrolara, müdürlük sınavı düzenledi. Ona, emekli sanatçı Yüksel Çavuşev de katıldı ve beklendiği gibi de oldu. O sınavı parlak bir şekilde kazanarak, 65’nci yaşını tamamlamasından birkaç gün sonra Razgrad “Nazım Hikmet” Devlet Müzik ve Dram Tiyatrosu’nun Müdür koltuğuna oturdu. Böylece, yeni tiyatronun tüm sanatçılar ve sanatseverleri derin bir nefes aldı, rahatladı.

Zira, günümüz koşullarında özel, eğitimsiz, yepyeni bir kolektifin öngörülen spesifik görevlerini başarabilmesi için, dümeninde mükemmel ve profesyonel hazırlığından başka, etraflı ve derin umumi kültürü, sanat, yaşam ve en azından, deneyimli bir yönetici sıfatıyla, üstelik Bulgaristan Türklerinin dününü ve bugününü, sorunlarını, yaşam tarzını, edebiyatını, kültürünü, geleneklerini, örf ve adetlerini ayrıntılarıyla tanıyan biri, olmalıydı zaten.

Yüksel Çavuşev, tüm bu niteliklere sahip bir kişi aslında. Yüksel Çavuşev’in bu hazırlığı, yarım yüzyıllık yoğun bir çaba birikimidir aynı zamanda. Sanat sevgisinin ne zaman, nerede ve nasıl başlayıp şekillendiğini söylemek isteyen, yanılır bence. Belki, daha küçük yaşta, ruhu şad olsun – anası Zeynep bacının başucunda, o güzel sesiyle söylediği ilâhilerle başlamıştır bu sevgi. Belki de, doğup (1939) büyüdüğü Büyük Adaköy’ün (Ostrovo) güzelliklerindendir, veya daha o vakitler okuduğu ünlü dünya yazarlarının eserlerinden aldığı ilhamlardan olabilir. Kim bilir!

Bildiğimiz, başka bir şey daha var fakat. Ortaokulu bitirdiğinde - “bu okuldan şimdiye kadar böyle istidatlı ve çalışkan bir öğrenci geçmemiştir” - diyerek, övmüşlerdi onu hocaları o yıllarda. Nitekim, temiz Bulgarcası, yeteneği ve vakurluğuyla, daha sonraları okuduğu Razgrad- İkinci Karma Bulgar Lisesi’ndeki ortamında da benzeri fikirler mevcut. Toplantılarda, çeşitli tören ve müsamerelerde, şimdiki deyimle – sahne ve mikrofon onun oluyordu. Şiirler okuyor içli içli, değişik roller oynuyor. Öğretmeni, öğrencisi, onun yüzünde geleceğin büyük aktörünü görmeye başlıyor.

Romantik gencin emeli ise başka, piyade olup denizlere, okyanuslara açılmak. Ancak, daha o zamanlar tüm dünya sinema yıldızlarını tanıması, oturduğu odayı onların resimleriyle adeta minik bir sergiye dönüştürmesi, 1985 yılında ise Sofya’daki “Krıstü Sarafov” Yüksek Tiyatro Enstitüsü’nün 2 yıllık bölümünde, okuma önerisini sevinçle kabul etmesi, onun gönlünde gizlice başka bir aslanın da yattığını gösteriyor. Sofya’da sınavlarda 300 adaydan, yalnız 11’i kazanıyor. Onlardan biri de Yüksel Çavuşev’tir.

Büyük şair ve dram yazarı Nazım Hikmet’in “Enayi” eserinden, Ahmet Rıza’nın karakterini canlandırarak, Enstitüyü başarıyla bitiren genç istidat, iki yıl sonra aktör diploması ile dönerek Razgrad Bulgar Devlet Tiyatrosu’na atanıyor. Daha sonra olaylar birbirini izliyor, yıllar, yeni imkanlar, sürprizler, başarılar getiriyor.

Epey bir süre “Emek Davası” gazetesinde çalışmış olsa da Vatan borcunu “Emek erleri” Tiyatrosu’nda aktör olarak ödüyor. Terhis olunca, yeniden Razgrad Tiyatrosu’ndaki yerini alan genç sanatçı, büyük dünya ve Bulgar yazarlarının ünlü eserlerinden önemli roller üstlenerek, yalnız 2-3 yılda kendini geliştiriyor.

1964 yılında Dobriç’te düzenlenen Bulgar Tiyatrosu Milli gösterilerinde, Todor Genov’un “Eylül Baladı” piyesinden Emil’in karakterini canlandırarak, sanat mahareti bakımından aldığı ikincilik ödülü ile, adı tüm ülkeye yayılıyor. Stara Zagora, Ruse, Şumen Tiyatro’larından davetiyeler ve birçok teklifler alıyor. Ancak o, “taş yerinde ağırdır” atasözüne sadık kalıyor. Gerçek niyeti de zaten yüksek tahsil yapmaktır. Girişkenliği sayesinde, nihayet bu emeline de kavuşuyor. 1966’da yine “Krıstü Sarafov” Enstitüsü’nün bu kez Rejisörlük bölümüne kabul edildiğinde son derece mutlu ve 6 adaydan birisidir.

Bu başarısı, ona Azerbaycan’ın Bakü Yüksek Güzel Sanatlar Enstitüsü’nün Rejisörlük bölümüne kaydını yaptırmaya yetiyor. Orada, Mehdi Mamedov, Riza Adil, İ. İskenderov, Muharem Haşım gibi üstatlardan Rus, Azeri, Türk, Doğu ve Batı’daki halkların edebiyatına, kültürüne, tiyatro sanatın özelliklerine dair dersler alarak, öz kültürünü, mesleki hazırlığını geliştiriyor. Ve İ. Efendiev’in “Yıldırımlı Yıllar” eserini sahneliyor.

Rejisör olarak yurda dönüyor ve elbette yeniden Razgrad “Anton Straşimirov” Devlet Tiyatro’suna atanıyor. Yüksel Çavuşev, Razgrad Tiyatro’sunda 5 yıl aktör, 25 yıl Rejisör ve aynı zamanda Türk Estrad Tiyatrosu’ndan sorumlu Müdür yardımcısı olarak, toplam 30 yıl kültür hizmeti veriyor. Bu dönemde 25’ten fazla karakter canlandırıyor, 50’nin üzerinde de program sahneye alıyor. Hem de nasıl bir hizmet !..

Yorumlaması, karakterlerin canlandırılması, olayları izleyicilere gerçek olarak kabul ettirmesi ve becerilerini genç meslektaşlarına aktarması gibi meziyetleri, sadece bir sanat adamı yapabilir. Bu yüzden de gerek aktör, rejisör, gerekse 1986 yılında emekli olmasından sonra, değişik kurul ve kuruluşlarda hep aynı yönde örgütçü, yönetici olarak, daima ilgili makamların ve toplumun takdirini kazanmıştır.

Nitekim, bu sürekli, özverili, yoğun ve semereli çabalarından dolayı 65’ncı yıldönümü münasebetiyle Kültür Bakanlığı’mız tarafından “Onursal belge”, Birinci derecede “Kiril ve Metodiy” madalyası ve Özel plaket ile ödüllendirilmiştir.

Ünlü sanatçı ile son sohbetimiz onun işyerinde oldu. Başarılarının kilidini sordum kendisine, lâf arasında. Kitaplara, dedi, hiç tereddüt etmeden. Ve devam etti; -

Hepsini kitaplara ve emeğime borçluyum. Yerde değil, nur içinde yatsın, kitapları bana sevdiren anamdır. Hocalarım ve eski köy Kütüphanecisi- Stefka abladır. Halâ okumayı çok severim. Birçok klasiklerin şaheserleri dahil, yaklaşık 3000 kadar kitabım vardır kütüphanemde.

- Tiyatro, sizin için nedir? – sorduğumda ise;

- Tiyatro !.. –diye tekrarlayarak, kendine özgü üslup ve ifade şekli ile – büyüleyici etkisi olan eğitim, öğretim, medeniyet kaynağıdır aslında. Sanat olarak ise şerefli ve ilginç olduğu kadar da, zor bir gönül işidir. Bana gelince, ne bileyim! Belki bir kader, belki sönmeyen bir sevgidir. Bu yaşta sınava katılmak, buraya gelmenin nedeni zaten şan-şeref, herhangi bir maddi çıkar için değil ki! Hep o sevgi yüzünden. Üstelik, bir de faydalı olma duygusu var ya !..

- Bulgar tiyatrosunun böğünki durumunu nasıl buluyorsunuz. Neden salonlar boş. Gencecik bir televizyon sinemasının, bu kadim sanatın “ekmeğini yediği” doğru mu sizce? - dediğimde;

- Hayır, kesinlikle doğru değil! Onlarca kez çevirilerek, uygun bir anda çekilen, dondurulan olay ve karakter başka, bir aktörün canlı ve yaratıcı oyunu, yine bir başka. Salonlarımızın bomboş olduğu gerçektir, ama bu geçici bir durumdur. Tiyatro’nun 3000 yıllık bir geçmişi vardır. Eminim ki, insanlar er geç canlı görüntüyü tercih edeceklerdir. Futbol maçları da televizyondan izleniyor, ancak stadyumda izlemenin başka bir zevki vardır!

- Şarkılarımızı, türkülerimizi, danslarımızı sevmesine, seviyoruz elbet. Onlar, bizim dünümüz, bugünümüz, yarınımız, kimliğimiz ve varlığımız. Yine de bazen bir salona oturup düşündürücü, etkileyici bir piyes izleyeceğimiz geliyor. Müzik ve Dram Tiyatro’su olmasına göre, bu zevki sizin salonunuzda da yaşatabilecek misiniz en nihayet?

- Evet, ancak şu anda piyes sahneleme imkânımız yok, çünkü 70 kişilik kadromuzda özel eğitimli, yalnız bir aktörümüz var. O da Kadri Ebeli. Yetenekliğine çok yetenekli, hatta bugün Rejisörlük görevini de üstlendi, ama biriciktir sadece! Bu yüzden, şimdilik şarkı, türkü, dans, mizah programları ile yetiniyoruz. Acilen kadro hazırlama yöntemleri aradık ve Kültür Bakanlığı’nın da yardımları ile uzun vadeli ve yoğun bir eğitim faaliyetlerine başladık. Bu aslında bir mini stüdyo işidir. Belli bir program mücibince kadromuz, ünlü uzman ve sanatçılardan müzik, dans, balet, edebiyat ve tiyatro sanatına dair dersler dinleyecek. İnşallah, repertuvarımızda, öngördüğümüz, o güzel piyesleri de izlersiniz…

Aslında Yüksel Çavuşev’le muhatap olmak da riskli bir iş bence. Sohbetin, nereye çıkacağını bilemezsiniz. Bu canlı Ansiklopedi’nin ne vakit ilham alarak ayağa kalkıp, Nazım’ın “Güneşi içenlerin” türküsünü veya Vaptsarov’un “Romantika” eserinden bahsedeceğini kestiremezsiniz. Veya, Kuran-i Kerim’in hangi ayetini yorumlayacağını…

Velhasıl, kendin o konularda yoksan, bihabersen eğer, kızarıp bozarırsın ve terlersin biraz…

Ama yine de, bir dizi film izlemiş, bir şaheseri okumuş gibi, gönül hoşnutluğu ve ruh zenginliğiyle ayrılırsın o sohbetten…

O misal işte!

Hüseyin Köse,

Razgrad

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN