Kınalının ardından...


 

Mümin Feyzioğlu... 77 yaşındaydı... Babamdı...

Çocukluğu ve gençliği sosyalist Bulgaristan’da geçti. Askerliğini Bulgar ordusunda yaptı. 30 yaşına kadar Kobilane’de yaşadı.

Maşkılı’nın “kınalı”sı, Horamak’ın barmeniydi. Fırında ekmek de pişirdi, okulda satın alma memurluğu da yaptı. Ömrünü Kobilane’de tamamlayacakmışçasına kocaman bir bahçenin ortasına iki katlı evini yaptı. Bahçesine ağaçlar dikti. Eşi ve üç çocuğuyla mutluydu.

Bir de MZ (EMZET) motorsiklet aldı. Motorsiklet grubuyla Bulgaristan sınırlarını da aşarak Yugoslavya’ya, Macaristan'a kadar uzandı. Barmenlikten dolayı, çok sarhoşla uğraştı, onlarla başetti; kendisi hiçbir zaman o konuma düşmedi. Adam gibi içmesini bilirdi. Meze tabaklarını kendi hazırlar, süsler, sonra da keyifle içkisini yudumlardı. Gıpta edilesi bir yaşamı vardı ama onun aklı “Anavatan Türkiye”deydi.

1970 yılında Türkiye’ye göç için bir fırsat çıktı, adını yazdırdı. Komünist Parti’deki bir arkadaşına da danışarak kafasını netleştirdi. Uzun vadede Türklere yönelik asimilasyon sinyalini almıştı.

Eşi ve üç çocuğuyla evini barkını bırakıp “Anavatanı” Türkiye’ye göç etti. Kapıkule’de misafirhanede ağırlanırken nohut ve pilavla tanıştı. Yemeyi çok sevmezdi ama en sevdiği yemek(ler), aynı restoranda aşçı olarak çalışan annemin yaptıklarıydı. Onun yaptığı yemeklere o kadar alışmıştı ki, hiç kimselerde yemek yiyemezdi.

Türkiye’de yeni bir hayata başladı. Başkasına ait bir evde kiracı olmak, hele de tavanlarında farelerin koşturduğu bir evde yaşamak ona göre değildi. Bulgaristan’dan getirebildiği para eden ne varsa sattı, inşaatlarda çalışarak üzerine ekledi ve evini yaptı.

Çocuklarını okuttu, evlendirdi, torununun çocuğunu gördü. Hayal gibi gördüğü emekliliğe kavuştu. 64 yaşında kalbi tekledi, üç damara takviye yapıldı.

70’li yaşlarına ulaştığında, uğruna her şeyi bırakıp geldiği “anavatan”ının durumu onu endişelendirmeye başladı. Çocukları ve torunlarının bu topraklarda rahat yaşayamayacağını görerek dertleniyordu. Kâh dünyayı karıştıran büyük güçlere öfkeleniyor kâh yöneticilerimize kızıyordu. Tüm olumsuzluklara rağmen anavatanını terk etmeyi aklının ucundan bile geçirmedi.

Milli bayramlarda Türk bayrağını layığıyla asmak için evinin ön cephesine özel askılıklar yaptırdı. Çünkü O, balkonlarda iç çamaşırlarının yanı başına mandallarla Türk Bayrağı tutuşturulmasına ifrit oluyordu. O kadar düzenli ve temizdi ki, kalbi yetmediği için yattığı hastanede bile sık sık çamaşırlarını değiştirtir, ayakta zor durduğu halde tuvaletin sifonunu kendi çeker, ellerini hastanede sağlık personeliymişçesine “el yıkama talimatları”ndaki gibi parmak aralarına kadar temizlerdi. Tuvalete gitmek için serumunu çözdürdüğünde, kateter’in kapağını o haliyle bile kapatır, hemşirelere adeta hijyen dersi verirdi.

Bizler… ben ondan çok şey öğrendim…

O’nun gözlem yeteneği ve el becerileri şimdilik bende yaşayacak ama çocuklarıma sirayet eder mi bilmiyorum. Bilemiyorum…

Ama inandığım tek şey, o gittiği yeri de güzelleştirecektir. (15 Ağustos 2017)

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Kas

Korona bizi ıslah eder mi

17Kas

Kınalının ardından...

12Kas

Ben bir göçmen kızıyım...

12Kas

Dördüncü Çocuğum