Bir kimlik uğruna ayrımcılığa katlanmak


​8 ve 9 Eylül günlerinde, Kırcaali'nin merkezinde, pasaport yenileme şübesi önünde, bizim toplumun bireylerine karşı, bilinçli bir şekilde uygulanan büyük mezalim ve akıl almaz aşağılık durumları, sıcağı sıcağına kısa bir özet olarak gazetemizin merkezine ulaştırmıştım.

Şimdi olayın boyutunu daha geniş bir çerçevede ele allım. Aslında, bu durumun birkaç alt boyutu var.

Birinci boyutu: Bulgaristan devletinin bazı yetkili kurum ve kişileri vasıtasıyla planlı, programlı ve bir türlü bitmek bilmeyen ayrımcılık ve ırkçılık uygulamalarıdır.

Bu ülkenin bazı resmi otoriteleri ve vatandaşları arasında resmen bir ayrımcılık ayyuka çıkıyor, bunun çeşitleri arasında en çok dikkati çeken ve yıllarca problem oluşturan farklı ırk ve etnisiteye sahip insanlara yönelik ayrımcılıktır.

Bir buçuk asırdır, her türlü ayrımcılığı yaptığınız ve bir türlü kurtulamadığınız, bu güzel ve masum insanlar sizlere ne yaptı?

Türkler, insanlıktan nasibini almamış olsalardı, beş buçuk asır zaman diliminde, bu topraklarda öyle bir davranırlardı ki, şu an bunları asla konuşmazdık.

Corona Virüsü fırsat bilip, insanları balık istifine çevirip hasta olmalarını sağlamak girişiminiz, insanlığa karşı yapılmış bir suçtur.

Fakat merak etmeyin, bizler bütün bu ayrımcılık numaralarına ve ikinci sınıf insan muamelelerine çoktan alışığız ve her zaman olduğu gibi, en sonunda yine bizler üstün çıkarız.

Benim sizlere naçizane tavsiyem, bütün bu deli saçmalığını çağrıştıran uygulamalarınızı ve gücünüzü daha hayırlı işler için harcamanızdır.

Doğal olarak, aynı bu ülkenin vatandaşları olan bizim insanlarımıza da sitem ediyorum buradan.

Birkaç zaman öncesi, ABD'de George Floyd isimli bir zenci, polis eyleminde hunharca öldürülmüştü ve halk sokaklara dökülüp hakkını aramıştı.

Haşa, Kırcaali'de öldürülen filan yok ama orada bir kez daha, hem de gözlerimizin önünde insanlığı öldürdüler...

Bu ilkel ve çağ dışı uygulamalar karşısında, bizler yasal zeminde yazılı ve sözlü eylemlerle, aynen ABD’de yapıldığı gibi, olayı şiddetli bir şekilde protesto etmeliydik.

Başka türlü ise sonsuza kadar, kıçı kırık bir toplum tarafından köle muamelesi görmeye devam edeceğiz...

Sahi, bizler bu ülke için karın tokluğuna, gece gündüz çalışmaktan ve itaat etmekten başka ne yaptık?

Şu an Bulgaristan’ın korkulu rüyası haline gelen ve sıkça tekrarlanan, Çingene gençlerin, kimsesiz ve yaşlı Bulgar kadınlara tecavüz edip, ceplerindeki  üç kuruşu da aldıktan sonra öldürenlerden daha mı kötüyüz bizler? Buna hiç inanmam! Allah aşkına, bu ne biçim bir aşağılık kompleksidir?

Gelelim olayın ikinci boyutuna: Avrupa Yerel Yönetimler Kanunu çerçevesinde, Emniyet Müdürlüğü dâhil, bunların en üst idari amiri Kırcaali Belediye Başkanıdır.

Kırcaali sokaklarında, insanların yürüme alanlarını bile harabeye dönüştüren bu kişi, aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkan yardımcısı.

Hani toplum olarak neredeyse otuz yıldır hesapsız bir şekilde oluk oluk oy verdiğimiz ve geçen günkü zulmü yaşayan insanların çoğunun oy vermeye devam ettiği o değişik ve garip yapıdan söz ediyorum.

Fakat ortaya çıkan manzaradan, söz konusu kişinin zerre kadar bile umurunda olmadığı herkes tarafından görüldü, partisinden ise hiç söz etmeyelim.

Bu da gösteriyor ki, Nasrettin Hoca’nın dediği gibi, bilinçsiz bir şekilde yapılan destek ve iyilikler, mutlaka bir gün size kötülük olarak geri dönecektir.

Şimdilerde kendilerini Kırcaali'nin yerel mutraları ve Peevski'nin has adamları yerine koyanları, vaktinde nereden satın aldıkları belli olmayan, kolları bir karış kısa dilenci ceketleri ile gezdikleri günleri bizler çok iyi hatırlıyoruz. 

Bu bağlamda, birkaç soru sormak lazım. Sözde Türk asıllı bu siyasetçilerin neredeyse tamamı neden:

“Karun kadar zengin ve Harun kadar güç sahibidirler?”

Ben şahsen sade bir vatandaş olarak ve muhtemelen çoğu insanımız da bu değirmenin suyunun nereden geldiğini ve kerametini merak edecektir... 

Hani, Bulgaristan Avrupa Birliği ülkesiydi?

Her konuda dünyaya demokrasi, insan hakları, şeffaflık ve bin konuda akıl verip hesap soruyorlar, yoksa bu kıstaslar bu Balkanlar ülkesi için geçerli değil mi?

Bizler pasaport kuyruklarında ezilmiş pestil ve rezil rüsva olurken, bırakın sözde siyasetçileri, bizim yanımıza önde gelen kanat önderlerimizden, bürokratlarımızdan, din görevlilerimizden ve sivil toplum kuruluşlarımızdan kimsecikler yanaşmadı.

Sanki, bizler başka bir gezegenden düşmüş bir takım isimsiz ve cisimsiz varlıklardık.

Hiç yalan olmasın, sözde bir siyasetçinin beş karış sırıtan yüzünü hepimiz görmüş olduk.

Emniyet şübesinin önündeki kalabalığı, Ferdi Murad ve yanında beş akrabası yarıp geçtiler. Herkesin tanıdığı bu züppe belediye meclis üyesi oluyormuş ve gelip çat kapı içeri girdi ve çıktı.

Hiç bir utanma veya sıkılma yok. İçimden yüzüne tükürmek geçti ama buna bile değemez deyip vazgeçtim. Buruk bir şekilde sevindik, "büyük adamın" akrabaları da olsa, yine de en azından beş kişinin gayrimeşru bir şekilde işleri görüldü, ancak aramızda "siyasetçi akrabası" olan kaç kişi vardı?

Evet, başkasına iğneyi batırmadan önce, kendimize de çuvaldızı batırmak zorundayız. Ortaya çıkan bu garip hastalık, bazı insanlarımızın yaptığı kasti hataları masum gösteremez.

Başkası için değil, kendimize ve kendi insanımıza zerre kadar saygımız olsaydı, birbirimize karşı bu kadar saygısız ve sevimsiz davranmazdık, ahlaksızları ve kanun tanımazları mutlu etmezdik.

Evet, hepimiz bir yerlere acele ediyoruz, hepimizin bir sorunu var, hastası, bebeği olan var, fakat hak hukuk, kul hakkı diye bir şey var.

Bizzat bizim sebep olduğumuz bütün bu çirkin görüntülerin ortaya çıkmasına ve bizi hayali sükuta uğratan durumlar, orada bulunan insanları bir defa daha düşünmeye sevk etmesi gerekiyor.

Fakat o gün, çoğu zaman olduğu gibi, koskoca bir kazan balı, sadece bir kaşık çöp ile mahvettik.

Aktardığım bütün bu rezillik ve ilkellik sahnelerine vesile olan bir avuç eski komünist kalıntısını, onların vicdansız işbirlikçisi mutra bozuntularını, şahsen ben şimdilik Allah’a havale ediyorum...

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Emel Balıkçi | 12 Eylül 2020 09:07

    Oğlum Sebahin, Ben bu haksızlıklarda hem Bulgar yöneticileri, hem de onların (bizim başı boş, kendini beğendirmek, maddiyatını sağlamak için) maşaları birlikte çalışıyor. Ne Osman'ın, ne Hasan'ın, umurunda değil ki, senin halkın halleri. Biz, ailecek 10 yıl Tüklüğe caba vermekten usandık. Bulgarlar bizi anladı, davamıza hoşgörülü davrandı, kabul etti. "Bizim" satılık ajanslar hala milliyetçi kısmı ile, o eski totaliter yılların amaçları peşindeler. Bunlar senin , benim, bizim mütevazi , çalışkan ve hoşgörülü Türk halkımızın ileri gitmesine engelleridir. Hele şu isim konusunda, bu güne kadar tüm ad kanuni bir şekilde geri iade edilmeliydi ve iki ülke arasında bu konu çoktan çözülmüş olmalıydı. Hadi Türkçe okul ve okuma konusuna değinmeyelim. Saygılar!

YAZARIN SON 5 YAZISI