Kısa bir kurban hikayesi


 İyi akşamlar sevgili Misyon okuyucuları! Madem ki bayramdır, bir bayram hikayesi yazmadan olmaz.

Babamın koyunları vardı. Tabii koyunlar Edirne'nin ortasındaki evde değil, babamın değişi ile kırda bakılıyordu. Galiba, şimdilerde hayvan çiftliği falan diyorlar. Neyse, bayramdan bir kaç gün önce sürüden seçilmiş en güzel koçlardan birini babam eve getirdi. Anneannem elleri ile kınaladı. Bayram sabahı gözlerini bağlayacakları hiç kullanılmamış oyalı tülbendi falan hazırladı. Arka bahçeye derince bir çukur kazılıp, kurbanı keserken kanı sağa sola dağılmasın diye bir çukur açıldı. Çünkü bizimkilerin ve galiba o dönemin insanlarına göre kurban kanı, şehit kanı gibi kutsaldı. Ve asla üstüne basılmaz, hatta üstünden atlanmazdı. Daha sonra boynuzları ve kullanılmayan iç organları da bu kuyuya dualarla gömülür, asla köpeklerin ve başka hayvanların çıkaramayacağı kadar derin olmasına dikkat edilirdi.

Evdeki hazırlıklar da tamamdı. hatta bakır kaplar tencereler, tepsiler ve kazanlar da bayram için pırıl pırıl kalaylatılmıştı. Aslına bakarsanız eski bayramlar zordu. Neyse geldik bayram sabahına. Dedemin atı ile ahırda bağlı olan kurbanlık koçumuz ortada yok. Kedisi mi ipini çözüp kaçmış, yoksa bir hırsızlık vakası mı? Bilmiyoruz. Kayıp diyerek konu komşuya haber verdik. Ama kimseler görmemiş bizim kaçak kurbanlığı.

Bayramın iki günü köşe bucak aradıktan sonra, babam aramaktan vazgeçti. "Bu kurban bizim kısmetimizden çıkmış. Ben en iyisi kıra gideyim de orada bir tane kesip, eve getireyim. " dedi. Anneannem, kalaylı kaplar boş kaldı diye söyleniyor. Bir kaç tanıdıktan tadımlık kurban etleri geldi ama zaten kurban kesenlere fazla et verilmezdi. Herkes kendi telaşında, bir çok insan bizim kurbanlığın firar ettiğini bilmiyor. Babam bayramın üçüncü günü kırda kestiği başka kurbanlığı getirdi .

Allah, kabul etsin, dağıtıldı ve bayramın son iki günü olsa da anneannemin kalaylı kapları boş kalmaktan kurtuldu. Artık kaçan kurbanlığı aramıyoruz. Babam kısmetimizden çıkmış dedikten sonra üzerinde konuşulmuyor. Demek ki başka insanların kısmetinde varmış ne yapalım. Her şeye rağmen bayramı, güle oynaya yaptık.

Bayram bitti, bayram sonrası temizlikler başladı. Evdeki kilimler örtüler falan bahçeye çıkarılıp iyice silkilir, minderler ve yastıklar kabartılıp, havalandırılır. Biz o işlerle uğraşırken, bahçe kapıyı birisi vurmaya başladı. Ama bir acayip vuruyor. Neredeyse tahta kapıyı delip geçecek. Koşup açtım. Bir ne göreyim? Bizim kaçak kurbanlık kapıda duruyor. Yanında kimse yok. Nereye saklandıysa, bayram bittikten sonra evine dönmüş.

Sarıldık boynuna, bizi aldı bir gülmek. Gözlerimizden yaşlar gelene kadar güldük. Bir de evcil hayvan gibi. Sanki elimizde büyümüş ev hayvanı gibi, bıraksak bizimle içeri girecek. Neyse yemini suyunu verip, arka bahçeye sıkıca bağladık. Adını Hasan koyduk. Bir daha da evden hiç ayrılmadı.

Sonra bir gün ama bir kaç yıl sonraydı galiba, kardeşim bana mektupta, Hasan'ı kesmişler, ben okuldaydım abla diye yazmıştı.

Eğer vejetaryan değilseniz elbette kesilen hayvanların etlerini yiyorsunuz. Önemli olan bu canları yaşarken eziyet etmeden iyi bakmak ve keserken de ürkütmeden ve eziyet etmeden kesmektir.

Tüm sevdiklerinizle birlikte mutlu bayramlar dilerim!

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
12Eyl
05Eyl

Kiraz Dudaklı Kadın

10Ağs

Sağlıcakla kal, canım Face'ciğim!

03Ağs

Kısa bir kurban hikayesi

18Tem

Dondurma ve fuhuş...