Kafayı çalıştırmak - Sabri CON

Kafayı çalıştırmak


 
Bulgaristan'da yaşıyorken, biz böyle bir ifade ile tanışık değildik.
Neden? Belki de herkesin işi aşı vardı da ondan. Okulunu bitirmişsin, mesleğini edinmişsin, geri ne kaldı? Dilekçeni ver, atamanı al ve haydi bakalım sabah işe, akşam eve...
Ay sonunda da maaşın cebinde. Bu kadarla yetiniyorsun. İki evim, 5 arsam olsun demek hiç kimsenin aklına gelmez. Olup olacağı bir Rus arabası için sipariş verip 15 yıl beklemede kalmak. Kamyon, traktör türünden bir şeyler almak akıl iş değil.
Gemi mi? Yat mı? Uçak mı? Haydi be! Nerede o akıl? Nerede o para?
Aklın da olsa, paran da olsa, bunun hiç olasılığı yok. Bisiklet al, motosiklet al, en büyük hayalin olan bir de araba aldın mı iş tamam. Akıl çalıştırmaya gerek yok...
1970’inci yıllarda, Türkiye’den gelenlerden duyduk ilk defa "kafa çalıştırma" edebiyatını.
Bir misafirimiz, hayvan bakan komşumuzun kafasını iyice karıştırdı bir sohbette.
Dedi ki;
 “Sen hayvan bakacaksın, onu sulayıp doyuracaksın, b.kunu atacaksın, bin bir zahmetlere katlanacaksın ve sütünü 30 stotinkaya bana satacaksın. Ben de elimi hiçbir pisliğe değdirmeden, bu sütten yoğurt yapıp bir bardak ayranı (200 gr.) sana 70 stotinkaya satacağım. Anladın mı şimdi hikâyeyi? İşte bunun adı kafa çalıştırmaktır..." 
Komşum yutkundu kaldı, hatta kızardı bozardı bile. Benim kafam da bayağı allak bullak oldu o an. Ne kadar da uyutulmuşuz. Her şeye rağmen “uyuduk” kaldık, ta ki 1989’a kadar...
Zorunlu büyük göç ( Golâmata ekskurziya ) başlayınca horozlar mı sertçe öttü ne oldu, millet uyanmaya başladı.
Memelekete geri dönenler meyhane açtı, firma kurdu, traktör ve kamyon takımı aldı;  3 kuruşa veya bedavaya kooperatif binalarına sahip oldular; ticarete başlayıp kapitalistçe para kazanmaya başladılar.
Türkiye’de kaldıkları 3-5 ay veya 1-2 yıl esnasında kafası olan kafa çalıştırmayı iyi benimsemiş, maşallah, sanki üniversite diploması almış havalarına girmişlerdi.
Sonra gördük ve inandık. İstanbul çarşı ve pazarlarında pırasa, marul, limon, pil ve ayakkabı filan satan 8-12 yaşlarında çocuklar bizi çakı zinciri gibi parmaklarına doluyorlardı.
Ne açıkgöz çocuklar be! Tavuğu bize kaz diye satıyorlardı. Daha doğuştan kafa çalıştırmayı öğrenmişler, bizler ise daha ana rahmindeyiz sanki...
Hadinden fazla çok kafa çalıştırmalara şahit olduk; ama bizim bu kafa çalıştırma işini kafamız bir türlü almıyor. Biz, tavuğu kaz yerine değil, kazı tavuk yerine bile zor satıyoruz.
Şimdi oturup saymaya başlasam, size binlerce kafa çalıştırma örnekler verebilirim. Nasıl 3 kuruşa alınıp 300 kuruşa satıldığını veya “büyüklerimizin” bedava ele geçirdiklerini milyon paralara sattıklarını, günümüzde Türk medyalarından öğreniyoruz.
Bu arada, mafya babası Sedat Peker’in açıklamaları da aklınıza gelmiş olabilir. Haydi, orasını dürtmeyelim de başımız derde girmesin; ama pek yakında Doğu’da bir vatandaşımızın kafa çalıştırması benim rüyalarıma bile girdi. Adını şanını açıklamayalım. Ben de basından öğrendim. Adam, boş poşet ile büyük bir markete girip o reyon bu reyon dolaştıktan sonra 780 liralık malı poşetine koyup kasaya gidiyor; ama ödemeye değil, ödetmeye gidiyor...
Diyor ki, biz bu malı sizden aldık; ama beğenmedik ve şimdi iade etmek istiyoruz. Paramı geri verin! Nasıl olur, şöyle böyle bir yaygara kopar ki, fiş miş gösteremeyen “alıcı,” titiz sesi ile kasadarı korkutur ve “parasını” geri alır...
Ne büyük kafa çalıştırmak, değil mi? Vah be, vatandaş! Yakayı ele verdin ya, şimdi ne olacağını bilmem de,  bende bu kadar “büyük” akıl olmasını hiç istemem.
Kafam böyle çalışacaksa, kafasız gezmeyi tercih ederim...

YAZIYI PAYLAŞ!

Yorumlar / 1

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Eyl

Kafayı çalıştırmak

02Eyl

Rodop Şahini

28Tem

Aklıma gelene bak

29Haz
12Kas

Habibe'siz geçen bir hafta