Habibe'siz geçen bir hafta - Sabri CON

Habibe'siz geçen bir hafta


Maalesef, artık bir vardı bir yoktu, Rodoplar’ın bağrında bir Habibe vardı demeye kaldı işimiz...

Herkes sevdi, herkes saydı onu.

Çabuk unutulacaklardan olmadığı da iyi anlaşıldı.

Hakkında çok yazılar, anılar, fotoğraflar paylaşıldı.

Hatta onun adına her yıl geleneksel şiir ve düz yazılar yarışması yapılması önerildi.

Öneriyi yapan da bir Bulgar kadın şairi ve öğretmen.

Habibe ile bir araya gelip şahsen tanışma şansım olmadı.

Oysa bir gün hep birlikte, oturduğu Kırcaali’nin dağ köyü Maşkılı'da Türk kahvesi içmeyi planlamıştık.

“Sana kahveler yapacağım, tatlılar yapacağım, tatlı edebiyat sohbetlerimiz olacak!” demişti.

Olmadı, ne çare! Nasıl olur da göz göze tanışmayanlar böyle hayal kurabilir?

Nasıl mı? Habibe, paylaştığım yazıların tümünü okumuş ve yorumlamıştır.

“Yazılarını eşimle birlikte okuyup değerlendiriyoruz, bir sonraki yazını da sabırsızlıkla bekliyoruz…” diyordu yazışmalarımızda.

Bunu geçtik. Habibe, Türkçe’nin yazım (imlâ) kurallarını benimseme konusunda çok ciddiydi. Hiç çekinmeden sorular sorabiliyor, dolayısıyla kendini daha fazla ve büyük geliştirmek için can atıyordu.

Hatırlayanlar olur mu, bilmiyorum, bazen sanal alemde imlâ konusunda düzenlediğim yarışmalar oldu. İlk katılımcı hemen Habibe oluyordu. Candan yürekten fikrini yazar, sonuçları merakla bekliyordu. Yarışmada aktif olanlara kitaplar gönderme sözü vermiştim.

Hiç şüphesiz, bu kitapları Habibe hak ediyordu. İstanbul’dan yakın bir arkadaşı vasıtasıyla kitapları gönderdim. Bundan sonra da yazışmalarımız hiç kesilmedi. Hiç görüşmediğimiz halde 40 yıllık dostlar gibi olmuştuk. Karşıdan karşıya biraz gülüşmemiz de oldu.

“ Abi, dedi, ne kadar uğraştıysam bilgisayarımda “a” harfi üzerine şapka koyamıyorum” dedi.

Öğretenler de yokmuş. Uzaktan kumandalı “eğitime” başladık. Şöyle yap, böyle yap…

“Abi, öyle yapıyorum böyle yapıyorum, olmuyor, olmuyor...”

“Olmuyorsa İstanbul’a gelmeniz gerekir” diye şakamı yaptım. Gülüştük.

“Dur, dur! Oldu, oldu! Vallahi oldu!”derken çığlık attığının farkındaydım.

Günler aylar, belki de yıllar geçti, bir gün hastalığından söz etti.

Benim için acı bir sürprizdi bu haber. Yazışmamız sıklaştı.

Şöyle böyle derken bir gün daha “ağır” bir mesajı geldi.

“Abi, bu illet peşimi bırakmıyor”.

İçime bir şüphe doğdu. Yalana başvurdum ve yakın günde sağlığına kavuşacağını “müjdeledim”.

Bir sonraki mesajında

“Artık umutlar sönmekte” dedi.

Ve işte…

Rodoplar’ın ışık saçan bir yıldızının sönmüş olması hepimizi üzüntüye boğmuş oldu.

Yazık, çok yazık! Ölüm hiç yakışmadı ona.

Dürüst, ince ruhlu ve temiz kalpliydi.

Doğaya, çiçeğe, insana, hayvana, ülkesine ateşli bir sevgiyle vurgundu. Ama edebiyat sevgisi sevgilerin en büyüğü idi aslında.

Hep yazmak, içindeki sevgiyi dökmekti son arzusu. Ama maalesef...

Çok yazık! Yürüyecek daha çok yolu, yazacak daha çok şiiri, sevecek daha çok dünyası vardı Habibe’nin.

İşte bunlar kaldı arkada öksüzce.

Işıklar içinde uyu güzel insan!

Ölümünden sonra daha büyük yaşatıldığının müjdesini varsın ruhun ulaştırsın sana o cennet mekânında!

İnan ki, sen hala yaşıyorsun kalplerimizde!

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
12Kas

Habibe'siz geçen bir hafta

12Kas

Habibe’siz geçen bir hafta...

27Ekm

Hakkımız kuru soğan...

13Ekm

Bana Yakışmayanlar...

15Ağs

Sancılı Doğuş