Erdinç'in ütopik önerileri... - Op. Dr. Gürçay CEM

Erdinç'in ütopik önerileri...


Geçenlerde Bal-Göç ile ilgili bazı önerilerine denk geldik.
 
Hiç kuşkusuz iyi niyetle, katkı yapma amaçlı yapılmış öneriler; ancak pratikte bunların uygulanması pek mümkün değil.
 
Asil üyelerin yedekler ile değiştirilmesi mesela. Gönüllülük esasına göre faaliyet gösteren örgütlerde böyle bir hamle yapılan kişiye karşı saygısızlıktan ve gönül kırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu tür bir yaklaşım, değiştirilen kişide yaratacağı küskünlükten dolayı onu sonsuza kadar dernekten koparmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Böyle bir değişime gerek de yok. Yeterince katkı yapamayan kişi zaten kendi ayrılır. Yerine de yedeklerden biri getirilir. Hiçbir şey yapmayıp da ayrılmayan varsa, ona kibarca görev verilir, yapamıyorsa yine kendi ayrılmak durumunda kalır. Böylece hem gönül kırılmamış olur, hem de yerine daha fazla katkı yapacak biri gelir yedeklerden.
 
İlk üyelik başvurusu için alınması önerilen yüksek üyelik ücreti de pragmatik ve uygulanabilir bir öneri değildir.
 
Kitlesel STK'lar gönüllülük esasına göre faaliyet gösterir, yüksek ücret talep etmek bu duruma aykırılık teşkil eder. Yüksek ücret ancak kulüp veya ayrıcalıklı üyelikler söz konusu olan topluluklarda alınabilir. Yüksek ücreti de güya seçim zamanları öncesinde toplu üyeliklerin önüne geçilmesi için önermiş. Böyle bir sınırlama söz konusu olamaz. Kaldı ki toplu üyelikten niye çekinelim ki? Herkes yeni üye yapabiliyorsa yapmalı. Yeni üyeliklerde ancak şu durumda sakınca olabilir: Eğer yeni üyelikler belli sayıda sınırlıysa, yani kontenjan söz konusu olursa, o zaman yönetimlerde olan kişiler, bu sınırlı kontenjanı kendi üyeleri ile doldurma ihtimali olacağından, işte o zaman bu durum sıkıntılı olabilir. Ama öyle bir sınırlama söz konusu olmadığına göre, herkes istediği kadar üye yapabilir. Ki bu durum siyasi partileri için de, STK'lar için de her zaman uygulanmış ve uygulanmaya devam edecektir...
 
Bu bağlamda, tartışmalı 600 kusur üyeliği bir kez daha gündeme getirelim. Tamamen yasalara ve tüzüğe uygun yapılan bu üyelerin çoğu bir adayın lehine yapıldı diye tamamen yersiz ve dayanaksız itirazlar yapılmakta.
 
Yok o gün daha az üye başvurusu varmış da, daha sonra üyelikler eklenmiş de. Bunu defalarca yazdık ve anlattık.
 
Bir kez daha yazalım: Bu üyeler pandemiden dolayı yapılamayan olağan toplantılardan biriken üyelerin kayıt edilmesidir.
 
Hatta son yapılan yönetim toplantısında da 300'ün üzerinde yeni üye başvurusu vardı ve bu üyelik başvuruların çoğunluğu itiraz eden adayların üyeleriydi. Başkan Veli Öztürk tamamen adilane olarak onların kabulünü de oylamaya sunmasına rağmen, galeyana gelen yönetim kurulu üyeleri kendi önerdikleri üyelerin kabulünü bile ret etmişlerdi...
 
Yani kabul edilmedikleri konusunda itirazda bulunan üyeler, kendi adamları tarafından ret edildiklerini bilmeleri lazım.
 
Hangi yönetim kurulu üyeleri? Tamamen tüzüğe uygun olarak üye yapılan 600 kusur üyeyi bahane ederek kongrenin zamanında yapılmasının aleyhinde oy kullanarak derneğin kayyuma gitmesine sebep olan yönetim kurulu üyeleri...
 
Bu aynı kişiler, çoğunluğu elde etmelerinden dolayı o kadar afallamış olacaklar ki, kendi yandaşları tarafından önerilen üyelikleri kabul etmemişlerdi.
 
Anlatmak istediğimiz yeni üyelikler konusunda kısıtlama girişimleri anti demokratik yaklaşım olarak algılanır.
 
Buna gerek de yok. Herkes sınırsız üye yapma hakkına sahiptir. Üç yıldır üye bulamayanlar, birileri buldu diye ağlayıp sızlamalarına gerek yok.
 
Seçenek olarak, belki aidatını ödemeyenlere de oy hakkı verilebilir. Bu şekilde daha katılımcı seçim olabilir.
 
Bu öneriyi önce Yılmaz Mutlu getirmişti ve daha sonra Hasan Öztürk tarafından da savunulan bir seçenek. Bu olabilir; ama bu durumda başka sıkıntılar ortaya çıkar. Bu defa aidat ödemek gibi derneğe karşı asgari yükümlülüğünü yerine getirmemiş kişilere imtiyaz sağlanmış olur, yani hiç bir katkısı ve etkisi olmayan kişiler dernek yönetimi seçiminde söz sahibi olmuş olurlar. Derneğe katkısı olmayan kişilerin böyle bir hakkı da olmamalı.
 
Sonuçta bu kuruluşun bir ağırlığı, bir itibarı olmalı, dimi?
 
Bunun dışında, bu tür uygulama ile aidatını ödeyenler de ödememeye başlar ve ödeyen de pek kalmaz...
 
Aidatlar zaten sembolik. Burada amaç gelirden ziyade derneğe aidiyet ve ilgi konusunu teyit ettirmektir.
 
Bir de istişare ve danışma kurulu mevzuları var.
 
Gönüllülük esasına göre faaliyet gösteren kuruluşlarda, bu tür mekanizmaların etkili oldukları bir örnek yok. İlk zamanlarda toplantılara katılım yüksek olsa da zamanla ilgi ve alaka yok olup gider. Yani, bu kurullar formalite kurulundan öteye geçmez. Her STK'mız mutlaka bu tür kurullar oluşturmuştur. Her yörenin kendine göre saygın, kendi camiasında itibar gören kişileri fazlasıyla vardır. Bunları bir araya getirip tecrübelerinden ve bilgilerinden faydalanmak tabi ki arzu edilen bir şeydir. Ama fiiliyatta işler öyle olmuyor. Bu saygın kişilerden değişik öneriler gelir, bu öneriler daha sonra icra mekanizması olan yönetim kurullarında görüşülür. Bazen sunulan öneriler pratikte uygulanması mümkün olmayan öneriler olduğundan, doğal olarak faaliyet planlamasına alınmaz. Bu durumda öneriyi getiren istişare kurulu üyesi, kaale alınmadığını düşünerek gönül bırakır ve daha sonra hiç bir toplantıya katılmaz. Bu sadece bir örnek...
 
Anlatmak istediğimiz, STK'larda bu tür istişare kurullarının hiç bir zaman verimli sonuçlar alınamadığıdır. Zaten üstte dediğimiz gibi zamanla bu toplantılara katılan da kalmaz. Bunun yerine her ay veya iki ayda bir yönetim kurulu toplantılarına bu kişilerden birinin katılması çok daha efektif olur. İstişare kurulları sembolik yapılardır. Orada bazı tavsiye kararları alınır, daha sonra yönetime gelir, orada ayrı tartışılır ve uygulanır veya uygulanmaz. Oysa istişare kuruluna girmeye uygun görülen kişiler, belli aralıklarla doğrudan yönetim kurulu toplantılarına katılıp tecrübelerini, düşünce ve önerilerini aktarmaları, bunların inter aktif olarak yerinde tartışılıp görüşülmesi çok daha pragmatik ve çözüm odaklı seçenektir.
 
Erdinç'in bazı önerileri de olumludur. Teşekkür plaketi verilmesi gibi. Dernek olarak her yıl geleneksel yılbaşı etkinliklerimizde insanımıza katkı yapanlara böyle bir ödül veriyoruz ve geri dönüşleri de son derece teşvik edici oluyor.
 
Erdinç'in önerileri iyi niyetle yapılmıştır; ama her şeyden öte bu öneriler teknik, yani daha çok yapısaldır. Daha çok çözüm odaklı, fonksiyonel, yani icracı önerilerin katma değer açısından daha etkili olacaktır.
 
Sorunlar zaten bellidir. Önemli olan somut olarak çözüm önerileri ortaya koymaktır. Yani yapının ne olduğu çok önemli değil, asıl önemli olan icraattır; kuruluş misyonuna uygun faaliyetlerde bulunmak; insanlarımızın dertlerine çare üretmektir...
 
Çözüm odaklı hareket etmektir. Gerisi ayrıntı ve teferruattır.
 
Göçmen STK'ların asli misyonu, göç ettikleri topraklarda kimliğimizi, dinimizi ve kültürümüzü muhafaza etmek için faaliyetler yürütmektir. Camiamızın asıl odaklanması gereken konu budur.
 
Camiamızın misyonu hakkında daha fazlası hafta sonu...

***

Erdinç KAHRAMAN:

YAŞADIĞIM TECRÜBELERE İSTİNADEN BAL-GÖÇ’ÜMÜZ HAKKINDA ŞAHSİ ÖNERİLERİM

- Tüzük Değişikliği yapılarak; başkan, başkan yardımcıları, genel sekreter ve yardımcıları, muhasip gibi görevlere gelecek kişiler önceden deklare edilmeli.

YÖNETİM ADAY LİSTELERİNDE kongre üyelerine sunulmalıdır.

- Seçilen başkana 3 yıllık görev süresi boyunca her yılın sonunda eğer ihtiyaç duyarsa asil yönetimden 5 kişiyi yedek üyeliğe, 5 yedek üyeyi de asil üyeliğe geçirme yetkisi verilmelidir.

Zira önceden belirlenen 35 kişinin motivasyonu 3 yıl boyunca aynı kalmamakta, bazı yöneticiler motivasyon kaybına uğramakta veya başkanla sorunlar yaşayabilmekte ve bu durum derneğin işleyişini olumsuz etkileyebilmektedir. Başkanlara yorulanları dinlendirme ve ekibi yedeklerden takviye etme yani oyuncu değiştirme yetkisi verilmelidir.

- Dernek üyelerini ilgilendiren en az 30 kritik alan belirlenmeli ve her yönetim kurulu üyesine bu alanlardan bir tanesinin sorumluluğu verilmelidir.

“Herkes her şeyden sorumlu” anlayışı yerine herkese asli sorumlu olduğu en az 1 adet görev verilmelidir.

- Genel Başkan, Şube Başkanları, Katılmak isteyen Yöre Dernek Başkanları ile hayattaki eski başkan ve kuruculardan oluşan DANIŞMA KONSEYİ kurulmalı ve yılda en az 2 defa gündemsiz olarak toplanıp camiaya dair yol haritası konusunda önerilerde bulunmalıdır.

- YÜKSEK İSTİŞARE KONSEYİ ise DANIŞMA KONSEYİ üyelerine ilave olarak iş insanı, bürokrat, sanatçı, bilim insanı, kanaat önderi gibi toplumda etki gücü olan Balkan Türkleri kişilerin de katılımıyla yılda en az 1 defa toplanmalıdır. Bu toplantıların belli bir aşamasına üst düzey protokol mensupları da davet edilmelidir.

-Yıllık aidat halen olduğu gibi sembolik olarak kalmalı ancak derneğe ilk üyelikte 500 TL gibi (veya başka bir rakam olabilir) bir defaya mahsus katılım ücreti alınmalıdır. Bu sayede kongre öncesinde toplu üyelik gibi bir yöntemin önü bir nebze kapanır. Hakikatten arzulu olanlar derneğe yeni üye olur hem de mevcut üyeler mağdur edilmemiş olur.

- Yılda 1 defa verilecek bir BALKAN TÜRKLERİNE HİZMET ÖDÜLÜ veya MADALYASI oluşturulmalıdır. Bu ödül için oluşturulacak komite tarafından adaylar belirlenmeli ve ödül verilecek kişi dernek üyelerinin online olarak tekil ve gizli biçimde kullanacakları oylarla belirlenmelidir. Böylece camiamıza hizmeti bulunan kişiler onurlandırılmalı ve bu ödülü almaya hak kazananlar ömür boyunca Bal-Göç Onursal Üyesi olarak YÜKSEK İSTİŞARE KONSEYİ toplantılarına katılma hakkı kazanmalıdır.

gurcayem@misyongazetesi.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Tem
23Haz
23Haz
20Haz

Göçmen STK'ların asli misyonu

16Haz

Erdinç'in ütopik önerileri...