Akla ziyan bir eufori, Topçu'nun haklı sitemi ve hemşehri buluşmalarının asıl amacı nedir... - Op. Dr. Gürçay CEM

Akla ziyan bir eufori, Topçu'nun haklı sitemi ve hemşehri buluşmalarının asıl amacı nedir...


GÜNDEM VE GERÇEK - 27.07.2022, Çarşamba

_______________________________________

***

BULGARİSTAN VATANDAŞLARININ ÜLKEMİZE SADECE KİMLİKLE GİRME MESELESİ VE SEBEP OLDUĞU AKLA ZİYAN EUFORİ

Medyada ve sanal alemde adeta kutlamalara sebep olan bir haber gündeme oturdu bugün. Neymiş? Bulgaristan vatandaşları pasaportsuz ülkemize giriş yapabilecek ve her 180 gün içinde 90 gün kalabileceklermiş...

Bunun neresi müjdeli haber? Bu şartlar zaten yıllardan beri Bulgaristan vatandaşları için vardı. Bu seferki tek fark, pasaportsuz, sadece kimlikle giriş yapılabilmesidir.

Diyeceksiniz ki, bu güne kadar Bulgaristan vatandaşlarına vize uygulanıyordu da, bundan öte vize almak son derece meşekatli bir işti de, bu tür bir karar mutluluklara ve kendinden geçmelere sebep oldu.

Allah aşkına, Bulgaristan'da pasaportsuz kişi mi var ki, pasaport olmadan giriş izni verilmiş olması bu kadar büyük bir olaymış gibi yansıtılıyor.

Eskiden de zaten aynı şartlar söz konusuydu. Şimdiki tek fark sadece kimlikle giriş izni.

Bu durum Bulgaristan vatandaşları arasında dikkat çekici bir tepkiye neden olmamışken ve herhangi reaksyon vermemişlerken, asıl burada bizimkilere ne oluyor ki?

Uluslararası ilişkilerde, ülkeler arası seyahatlerde giriş serbestisi için karşılıklı eşdeğer adımların atılması esastır. Saygın dış politikanın gereğidir bu. Sanki Bulgaristan bizim vatandaşlarımız için de aynı uygulamayı, yani sadece kimlikle ülkeye giriş izni verdi de, burada bu kadar hoplamalara zıplamalara sebep oldu...

Bırakın kimlikle giriş iznini, Bulgaristan, bizim vatandaşlarımız için hala katı vize uygulamasını devam ettirdiği bir ortamda, bu haberden sonra mutluluktan yerlerde yuvarlanmalar ve takla atmalar neyin kafasıdır ki?

Tamam, Bulgaristan AB ülkesi olduğundan vize rejiminde kafasına göre değişikliklere gidemez; ama ne olursa olsun, size verilen herhangi bir imtiyaz yokken euforik durumlara girmeye ne gerek var?

Kaldı ki, bu kararın öyle yansıtıldığı ve üstte anlattığımız gibi hiç bir ayrıcalığı, laf olsun torba dolsundan başka bir özelliği olmayan, içi bomboş bir karar olduğu halde nedir bu manyaklık halleri? 

***

SADIK AHMET'İ ANMAK VE TOPÇU'NUN HAKLI SİTEMİ

Geçtiğimiz hafta sonu, Balkanlar Türklüğünün kahramanlarından Dr. Sadık Ahmet, ölüm yıldönümü vesilesiyle rahmet ve saygıyla anıldı. Kuşkusuz, kendisi o coğrafyada varlık mücadelesi veren soydaşlarımızın arasında en önemli isimlerden biri. Mücadelesi sadece Batı Trakya Türkleri için değil, tüm Balkanlara örnek olmuş bir isim.

Ancak soydaşlarımızın en yoğun olarak ikamet ettiği Bulgaristan'da da etnik ve dini kimliğimizi korumak için en az onun kadar mücadele vermiş fazlasıyla insanımız var; ama bu kahramanlarımıza aynı şekilde anma törenleri ve etkinlikler düzenlenmiyor.

Bu duruma Mümin Topçu haklı olarak eleştirisini yapmış. Mesele Sadık Ahmet'in anısına yapılan etkinlikleri eleştirmek değil. Sadık Ahmet, bu anma törenlerini fazlasıyla hak ediyor.

Topçu'nun anlatmak istediği, bizim de fazlasıyla böyle kahramanlarımız olmasına rağmen, aynı yoğunlukta anma törenleri düzenlenmemesine dikkat çekmek.

Eleştirisinde fazlasıyla haklı. Hiçbir zaman Bulgaristan'da varlığımız için hayatını ortaya koyan, etnik kimliğimiz ve dinimiz için gençliğini hapislerde ve sürgünlerde geçiren, değişik kovuşturmalara, baskı ve zulme maruz kalan kahramanlarımıza bu boyutlarda anma etkinlikleri düzenlenmedi.

Bu etkinlikleri organize etmesi gereken, Batı Trakya'da olduğu gibi, soydaşımızı temsil ettiğini iddia eden partidir.

Ama bırakın böyle büyük katılımlı anma törenleri düzenlenmesini. sanki gizli bir güç bu tür etkinliklerin önüne özellikle set çekiyor veya böyle anma törenleri düzenlense bile, formalite seviyesinde düşük katılımlı etkinlikler seviyesinde kalıyor.

Ayrıca gerçek kahramanlarımız ile sıradan asayiş olaylardan dolayı kovuşturmaya maruz kalmış ve hapislerde yatmış kişiler de, bu gazilerimizin arasına karıştırılarak bu işler sulandırılmakta.

Bu kasten yapılıyor. Özellikle at izi it izine karıştırılmak isteniyor ki, zaman içinde gerçek anlamda Hak ve Özgürlük mücadelesi vermiş insanlarımızın yaptıkları önemsizleştirilsin.

Ama kimse merak etmesin. Eninde sonunda, bu kahramanlarımıza hak ettikleri ilgi ve saygıyı gösteren kişiler görev başına gelecektir.

Kim ne yaparsa yapsın, şehit ve gazilerimizi insanımızın hafızasından kimse silmeyi başarmayacaktır...

***

SON YILLARDA SADECE BİRKAÇ İLÇEMİZDE TERTİPLENEN "HEMŞEHRİ BULUŞMA GÜNLERİ," DİĞER İLÇELERE DE YAYILMA SEBEBİ NEDİR?

Asimilasyon döneminde, insanımızın verdiği mücadelelerde sembol tarihler vardır.

19 Mayıs 1989 Cebel olayları, Aralık 89. ayında, sırasıyla Eğridere - Sütkesiği, Killi - Türkan Bebek veya Mestanlı'da yaşanan acı olaylar gibi.

Bu tarihlerde, her yıl insanımız anma törenleri düzenler, ama birileri bu tarihleri giderek insanımızın hafızasından silme peşinde.

Bu temmuz  ve ağustos aylarında, peş peşe neredeyse bütün ilçelerde "Hemşehri Buluşmaları" adı altında etkinlikler düzenlenmeye başlandı.

Güya Türkiye'den, Avrupa'dan, Dünyadan ve "Uzaydan" gelen hemşehriler buluşacak.

Bu şenliklerde sıra dışı bir şey yok. Son derece de olumlu, daha fazlası da yapılsın. Eş, dost, hısım ve akraba bir araya gelmelerine vesile olan, bu tür etkinliklerden daha güzel bir şey olabilir mi?

Ama bunun arkasındaki niyete bakmak lazım. Amaç, bu şenlikleri zaman içinde 19 Mayısların, Sütkesiği, Türkan Bebek ve Mestanlı'daki anma etkinliklerin yerine geçirmektir.

Zaman içinde soydaşlarımızın hak ve özgürlük mücadeleleri açısında önemli olan, bu anma etkinliklerini sadece sembolik ve formalite seviyesinde gerçekleştirip, asıl bu günlerde yapılan şenlikleri ön plana çıkarmak.

Niyet belli: Asimilasyon döneminde verilen mücadeleyi unutturmak, soydaşımızı etnik ve dini aidiyetlerinden uzaklaştırmak. Zaten bunun ipuçlarını fazlasıyla da gösteriyorlar.

Bizim kutsalımız olan dini yerlerimizde ve türbelerimizde her türlü temayüllere aykırı olarak dinimize de, oradaki yatırlarımıza da, her türlü değerlerimize de saygısızlığın dibini yaparak çalgılı, şarkılı eğlenceler düzenleyerek amaçlarını açıkça belli ediyorlar.

Siz bakmayın sözde folklor grupları ile gösteriler veya sözde dil ve kültür sanat çalıştayları düzenlenmesine. Bunların hepsi göstermelik seviyesindedir; ama burada asıl sitem edilmesi gereken makamlar, hepsi bunlar burunlarının dibinde cereyen ederken, bizim dünyadan bir haber ilgili makamlarımızdır.

Elçimiz de, konsoloslarımız da, Dış İşleri de ve YTB gibi, kendi halinde kuruluşlar da bu niyetlere ve faaliyetlere, adeta bunlara çanak tutarak ortak olmalarıdır.

Esas görevleri o topraklardan göç etmiş kişilerin kurduğu STK'lar ile iş birliği yaparak oralardaki varlığımızı güçlendirmek olması gerekirken, varlığımızı yok etmek isteyenlerle kol kola, yan yana olmak nasıl bir akıl tutulmasıdır?

Neye ortak olduklarının farkında değiller; ama bu kadrolar neyin farkına varmış ki, bu oyunların farkına varsınlar...

Mümin Topçu, asıl buralara sitem etmelidir. Şimdi birileri çıkıp bizi fazla paranoyakça ve kuşkucu davranmakla suçlamaya kalkışacak. Biz ne dediğimizi çok iyi biliyoruz. Birkaç yıl içinde ne dediğimiz çok daha net anlaşılacaktır,  ama bizi asimile etme planları içerisinde bu söylediklerimizden çok daha fazlası da var. Bunları ayrıca yazarız...

Not: Bazı çevrelerin niyetleri artık net olarak belli oldu da, sadece şunu söyleyelim ki, bu niyetlerin hepsi boşa gideceği gibi, tam tersi olacaktır, kimse merak etmesin. Varlığımız o coğrafyada etkisini arttırarak ilelebet kalmaya devam edecektir.

Mevcut iktidarın Balkanlarla ilgili esaslı ve gerçekçi politikalar üretememesi, bunun böyle devam edeceği anlamına gelmez.

Soydaşlarımız, bulundukları ülkelerde hiç bir zaman separatist düşüncelerde olmamış ve o ülkelerin kanunlarına ve anayasalarına her zaman saygılı olmuşlardır.

Aynı saygıyı beklemeleri haklarıdır. İnsanımızın isteği Balkanlar'daki bütün etnik ve dini unsurlarla barış ve kardeşlik için yaşamaktır; ama kendilerine yönelik iradelerine karşı her türlü girişim misliyle ters tepeceğini de herkes çok net anlamalı. Bunun örnekleri tarihte fazlasıyla var. En son asimilasyon döneminde, bu çok net olarak görüldü. Bu konularda da ayrıca yazacağız...

***

SAMİ KOCAOĞLU'NUN ARDINDAN

 Totaliter Jivkov rejiminin soydaşlarımıza karşı uyguladığı asimilasyon politikalarını dünyaya duyuran ve kamuoyu oluşturan örgüt Bal-Göç olmuştu. Camiamızın efsane ismi rahmetli Mümin Gençoğlu önderliğinde kurulan Bal-Göç'ün kurucu üyelerinden biriydi Sami Kocaoğlu.

Sadece asimilasyon döneminde değil, ömrünün sonuna kadar soydaşlarımızın sorunlarıyla dertlenen, Balkanlar'daki varlıklarını ve haklarını savunmayı, kendine vazife edinen biri oldu Sami Kocaoğlu.

Ve bugün bu kurucu üyelerden sadece ikisi hayatta. Camia olarak bize düşen, bu büyüklerimize sahip çıkmak ve gereken saygıyı göstermektir, ama, maalesef, insanoğlunun doğasında vardır, ancak bir kişi kaybedildiğinde ona saygı duymak. Oysa asıl kıymetli olan kişiye hayattayken gereken alakanın gösterilmesidir. Zira evrensel hakikattir, geçmişine sahip çıkmayanın geleceğinin olamayacağı gerçeği...

gurcayem@misyongazetesi.com

YAZIYI PAYLAŞ!