Kırcaali'nin kurtuluşu mu, yoksa işgali mi


Hepimiz tarih okuduk ve 21 Ekim 1912’de, Kırcaali'de cereyan eden olayları aşağı yukarı bilmekteyiz.

Bulgarlar, bu günde kurtuluşlarını kutlarken, Türkler ise topraklarımızın ve yurdumuzun işgal edilişini anmaktayız.

Halbuki, bağımsız Bulgaristan devleti, Bulgar ve Türklerin ortak memleketidir. Tapusunun yarısı bizim elimizde sayılır...

İşte bundan dolayı bizler bu ülkeyi sever, sayar ve saygı duyarız ama günümüzde yanıltıcı, gerçek olmayan ve provokatif şekilde sunulmaya çalışılan tarihi kabullenmemiz mümkün gözükmüyor.

Geçen asrın başına döndüğümüzde, birkaç zanaatkar Vrangacı ( Smolyan'nın Petkovo köyünden gelen Bulgarlar ) hariç, Kırcaali şehrinde, hemen hemen tek Bulgar yaşamamaktaydı. Sıçanlıların istilası ise henüz başlamamıştır. İlk gelenlerin aç karınlarını, yine bizim yerli Türkler doyurmuştur...

O dönemde Kırcaali ve çevresinde sadece temiz Türk köyleri bulunmaktaydı.

O zaman soruyoruz, 21 Ekim 1912’de, Bulgar Ordusu ve takibindeki soyguncu çeteciler, yerel Türk ahalisini kimden ve neden "kurtarmışlardır"?

Türkleri Türklerden mi kurtarmış veya koparmış oluyorlar?

Evet, kesinlikle yeni bir devlet kurulmuş ve ona bu bölgenin toprakları dahil edilmiş ama Türkler kesinlikle kimseden kurtarılmamıştır.

Zaten ortalıkta birkaç kalaycı, bakırcı ve semerci Vrangacıdan başka kurtarılacak başka Bulgar da dolaşmıyormuş.

Şehrin şimdiki Türk asıllı belediye başkanı, Kırcaali'nin kurtuluşundan bahsederken, acaba, neden geçmişte ateşe verilen yüzlerce köyden ve hunharca katledilen binlerce Türkten hiç bahsetmemekte? Nedense Bulgar tarih literatürü de bu konuda pek suskun kalmakta...

Yoksa, bu kardeşlerimiz, kelleleri gövdelerinden uçurularak ve köy evleri ateşe verilerek mı özgürlüğüne kavuştular?

Bu tarihte Kırcaali bölgesinde ne gibi vahşice ve gaddarca suçlar işlenmiştir?

Bulgar askerleri ve soyguncu çeteciler, köy ve kasabalarımızda ne gibi zulümler işlemişlerdir?

Bunları şimdilerde hep beraber neden araştırmıyoruz ve gün yüzüne çıkarmıyoruz?

Neden madalyonun sadece tek tarafına bakarak, beyhude bir şekilde güneşi balçıkla sıvamaya kalkışıyoruz?

Güneş büyüktür ve balçıkla asla sıvanmaz, yakın geçmişteki tarihimiz de asla değiştirilemez... 

Gerçeklerin yalanlarla örtbas edilmesi mümkün değildir.

1912 yılında vuku bulan olaydan tam 86 yıl sonra, Kırcaali Belediyesi, resmen 21 Ekim'i kurtuluş günü olarak kabul etti.

Ne acıdır ki, bu vukuat Türk asıllı meclis üyelerinin sayesinde işlendi.

Bunun yorumu sizlere bırakıyorum...

Belediye Başkanı, bir Türk olarak, bugün yine bayağı abarttı, hatta hızını alamayıp, aşırı Bulgar milliyetçilerini bile geride bıraktı diyeiliriz.

Komünist dikta rejimi esnasında, bu tür vakalar normal sayılırdı, adeta kaçışı yoktu, fakat ( sözde ) demokratik bir rejim döneminde, Türk asıllı bir belediye başkanı ve onun "dava" arkadaşları, acaba, başka neler yapabilirdi?

Birincisi, bu sözde bayram gününü kabul ettirmemek için mücadele edebilirdi.

Dahası tarihi gerçekleri ortaya çıkarmak için uğraşabilirdi.

Kırcaali ve çevre köylerinde yüzlerce ve binlerce masum Türk kardeşimiz hunharca ve vahşice katledilmişken, biz bugünlerde neyin nesini kutluyoruz ve horon tepiyoruz...

Günümüzde kimsecikler belediye başkanından, bu tarihi yüceltmesini ve aziz şehitlerimizin ruhunu incitmesini istemiyor.

İsteyemez de! Buna asla izin vermemeliyiz.

Kutlama mesajında, katledilen suçsuz ve masum Türk kardeşlerimizi de anabilirdi.

Onların aziz ruhları önünde eğilebilirdi.

Şehit mezarlıklarını onarabilirdi.

Anıtlar dikebilirdi.

Gerçek ve ortak tarihimizi ortaya çıkarabilirdi.

Bulgaristan Devleti, nihayet Bulgar ve Türk etnoslarını ayırt etme huyundan vazgeçmeli, çünkü bizim gönüllerimizde bu ülkenin apayrı bir yeri bulunmakta...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!