Gönül bağları yitik siyasetçiler ve kubbedeki çatlak da cabası


 

Genelde feysim 24 saat açık olur ve bana birçok okuyucum çeşitli konularda yazar, ben de Nuri Pakdil'in popüler deyişiyle "dilimin döndüğü kadar susmayıp", elimden geldiği kadar onlara cevap vererek, kendilerini iyi hissettiklerini sağladığımı düşünmekteyim.

Böylece, bizim toplumun içinde cereyan eden bazı dinamiklerden anında haberdar olmaktayım. Bu ise benim açımdan çok önemli. Çoğu zaman okuyucularımla ciddi ciddi konular üzerine yazışırız, bazen ise eften püften şeyler için kafa patlatırız, hatta münazara yaptığımız bile olur...

Bu öğlen, sizlere sabahtan beri iki kişi ile değindiğimiz konulara açıklık getireceğim, sonuçta her zaman şeffaflıktan yana değil miyiz?

***

Kırcaali'den pek bilgiç bir arkadaşım sürekli bana mesajlar atar durur. 

Bugün ise bayağı efkarlı bir şekilde biraz insanların suskunluğundan dert yandı. Güya bizim toplumun artık ne sesi çıkıyormuş, ne de duyuluyormuş, kendisine göre, artık insanımız çok korkar ve çaresiz olmuş. Bireyselliğin gelişmediği bir asosyal azınlık toplumuna dönüştüğümüzü belirtmeyi de unutmadı. Dahası eleştirilmek, reddedilmek ve onaylanmamak korkusu ileri boyutlara ulaşmış. Bu korku nedenini örneklemesini istediğimde ise, şunları yazdı:

 "Bak kardeşim, halkın aciz durumu ortada, her gün Batı Avrupa'dan bir gencimizin korona virüsünden dolayı ölüsü getiriliyor memlekete. Kimse çıkıp da sormuyor:

- Bunca gencimiz, neden acı dolu gurbet yollarına düştü?

Herhangi bir İngiliz gencin Cebel'e iş aramaya geldiğini hiç duydunuz mu?

Biz, sesimizi kimlere duyuracağız?

Baştakiler mafya ile ortak olmuşlar ve herkesi korku sarmış...

***

Bursalı bir okuyucum ise önce bana Olay gazetesinden İhsan Aydı'nın

"Bulgaristan Türklerinin birlikteliğini kim sağlar?"

başlıklı yazısının linkini gönderdi ve aynı konu üzerine benim şahsi görüşümü belirtmemi rica etti.

Hep beraber bakalım dostumuz İhsan Aydın Bey kısaca nelere vurgu yapmış:

"Sözde Türk azınlığı temsil eden bir parti var ama bunun Bulgaristan derin devleti ile bağlantısı hep sorgulanıyor.

Asimilasyon politikalarından hiç vazgeçilmediği, Türk nüfusunun yoğun olduğu bölgelerdeki ayrımcılığın sürdüğü, Türklere karşı dışlamanın her ortamda yayıldığı bir AB ülkesi olan komşu Bulgaristan’da soydaşlarımızın içinde bulunduğu siyasi ayrışmışlık içler acısı.

Sözde Türk partisi olarak bilinen o oluşumu acaba ülkede kendine özgü bir azınlık dizayn etmek isteyen Bulgar devleti mi kurdurdu? Bugün doğal lider olarak tanınan eski genel başkanın geçmişi öteden beri muamma.

Dün, Bulgaristan siyasetini yakından izleyen ve oradaki soydaşlar ile bağlantısını hiç koparmayan bir dostumuz ile sohbet ederken, komşudaki Türk azınlığın içine düştüğü siyasi bunalımın kendini hayli üzdüğünü fark ettik. Bu konuda zaman zaman ilgili kurullara raporlar sunan dostumuz gidişattan hiç hoşnut değil.

Ne yazık ki, Bulgaristan’daki Türkleri derleyip toplayacak, Türkiye’ye gönülden bağlı bir siyasi oluşum yok. Olanların da AK Parti ve onun liderine olan karşıtlıkları nedeniyle bugün Türkiye’de CHP ve HDP ile yakın temas kurmaktan da kaçınmadıkları biliniyor. Var olanların hepsine kuşku ile bakılıyor. Bulgaristan’da bugün bile en güçlü azınlık partisi olarak geçen siyasi hareketin halen Türkiye ile çatışan görüntüsü kabul edilebilir bir durum değil.

Dostumuz, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile çatışan bir siyasi hareketin varlığını sorgulamak gerektiğini düşünüyor. Hatta, bu hareketin önünü kesmek, gücünü zayıflatmak ve baraj altında bırakmak için Türkiye’de artık bundan böyle sandık kurulmasının da önlenmesini öneriyor. Çözüm olarak da Türk azınlığın güçlü olduğu kentlerdeki etkili isimlerin Bulgar partilerinden aday gösterilmesinin daha doğru bir adım olacağına inanıyor.

Dostumuz o kadar karamsar ki, bakın o duygularını da şöyle dile getiriyor:

“Bu aşamadan sonra Bulgaristan’daki Türk ve Müslüman topluluğunu bir siyasi çatı altında toplamanın mümkün olmadığı görülmektedir. Ancak yeni STK’lar oluşturup buradaki yöresel derneklerin karşılığı olarak her ilçede Türklüğü ön planda tutarak yeni oluşumlara gidilmeli.”

Bulgaristan iç siyasetini ve oradaki Müslüman topluluğunun durumunu iyi bilen dostumuz bunun da ancak BAL-GÖÇ çatısı altında kurulacak bir komisyon ile yapılması gerektiğini düşünüyor. Koordinasyonun da yine Bulgaristan kökenli Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları’nda görev alacak donanımlı insanlarla yapılacağına inanıyor. En büyük handikabı ise Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları’nda Bulgaristan’ı iyi ve oradaki Müslüman azınlığını tanıyan bir uzmanın olmayışı olarak görüyor..." 

İhsan Aydın Beyin yorumunda asıl dikkatimi çeken neler oldu?

Evet, Türkiye'nin gücü ve babacan kucaklayıcı tavrı ortadayken, Bulgaristan'daki Türk siyasetçilerin, devletimizle olan gönül bağları neden tamamen kopmuş durumda?

Aslında, bizim memlekette Türkiye'ye karşı gönül sevdası, hatta kan bağı olmayan Türk yoktur ama kendi siyasi saflarında barındırdıkları ve devleti ele geçirmiş olan yeni yetme oligarşinin en önlü mafya temsilcilerinin baskısı altında kaldıklarından dolayı, bahsedilen kardeşlik ilişkisinde tamamen bir kopukluk ortaya çıkmakta.

Aynı bu mafiotların Türkiye'ye girişleri bile yasaklanmıştır...

Muhalefet partileri göçmen toplumunu sadece hazır bir oy deposu olarak görürken, iktidar güçleri ise bayağı mesafeli davranarak, Bulgaristan'daki siyasi arenanın tamamen temizlenmesini arzulamakta.

Göçmen derneklerine gelince. Şimdilerde ne görüntüleri var, ne de sesleri çıkıyor.

Amiral gemisi olarak adı geçen Bal-Göç'te yönetim, eski Başkanları Sayın Yüksel Özkan milletvekili seçileli henüz yeni bir olağanüstü kongre yapma gereksinimi duymadı, fakat iki buçuk yıl hiç de az bir zaman dilimi sayılmaz...

Diğer göçmen kuruluşlarının yapılanması ve kısıtlı faaliyetleri analiz edilirse, ister istemez bizlere de Aşık Firaki'nin "Eski hamam, eski tas" deyiminin hikâyesi anlatmak düşer:

Vaktiyle Edirne'de vakıf malı olan harap bir hamam varmış. Bakımsızlıktan miskin ve berduşların esrar tekkesi haline gelmiş. Fakat bulunduğu yer kıymetli olduğundan, vakıflar heyeti bu hamamı yeniden yaptırmaya karar vermiş.

Ustalar işe başlamış. Fakat eski hamamın, temele kadar yıkılması ve yeniden yapılması gerektiği ve buna göre masrafı hesaplandığı halde, ustabaşı bir kurnazlık düşünmüş. Harap hamamı hiç yıktırmadan, şurasını burasını sıvatmış, ufak tefek bazı ilaveler yapmış ve bu arada inşaat için ayrılan binlerce altını da, vezneden taksit taksit çekmiş. Her tarafını bir güzel boya ve badana yaptırmış. Sonunda da; "inşaat bitti, hamam yapıldı, buyurun teslim alın" demiş.

Hamamı teslim almaya giden heyet durumu anlamış. Heyetten açıkgöz bir üye, halvetleri, külhanı ve izbe yerleri gezerken, eski hamam zamanından kalma bir deste eski tas bulmuş. Bunları getirip ustabaşı ile vakıf heyetine gösterdikten sonra şöyle demiş:

"Eski hamam, eski tas. Vakıf işi hile götürmez. Günahtır efendiler. Burada yeniden inşaat yapılmadığını şu taslarla ispat ederim. Üstelik kubbedeki çatlak da cabası."

Bu deyim, "ortada değişen hiçbir şey yok, her şey aynı" manasında kullanılır...

Artık susmanın çok iyi olduğunu düşünüyorum" demişti Tarkovski, "Zira kelimeler insanın duyduğu şeylerin hepsini anlatmaya yetmiyor. Yetersiz artık kelimeler..."

Mümin TOPÇU

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!