Rus Halim ve Neriman Nerimanov ( -2. )


Önceki bölümde Lenin’in önderliğinde Bolşevik devriminin başladığını belirtmiştim. Bu haber Moldova’daki esir kamplarında da dalgalanmış ve merak uyandırmış. Daha sonraları Rus lâkabını alan Halim Ahmedov, bu haberi kamptan kaçarak değerlendirmek istemiş.

Zaten daha gençliğinde cesur ve atılgan bir kişiymiş. “Kampta kalsak da öleceğiz ama kaçarsak hayatta kalmak için bir şansımız olur” demişler. Bir esir arkadaşıyla Rusya’ya gitmeye karar almışlar. Karanlık bir gecede sınırı geçip Ukrayna’ya vasıl olmuşlar. Ukrayna’da bazı Tatarlarla buluşup Kızıl Ordu’ya kayıtlarını yaptırmışlar. Halim ağanın arkadaşı soğuklara dayanamamış. Çok geçmeden vefat etmiş.

Komutanlarına Azerbaycan’a gitmek, orada yeni düzen için savaşmak ve çalışmak istediğini söylemiş. İtiraz etmemişler. Bakü’de çalışan Kızıl Ordu birliklerine aktarılmış. Yıllardan 1920 veya 1921. Bakü’de askerliğini tamamlamış. Adamın harita bilgisi de yok. Memleketine gidecek olsa, nereden ve nasıl gideceğini de bilmiyor. Azerbaycan tebaasına girmek için bir Azerbaycanlı kadınla evlenmesi ve nikâhlanması gerekiyor. Bunu da başarıyor.

İlle velâkin yıllar yokluk ve fakirlik yıllarıdır. Kirada yaşamak ve aile bakmak zordur. Daha askerken Azerbaycan’ın ilk Dış İşleri Bakanı, sonra da başbakan olan Neriman Nerimanov onun bulunduğu birliği ziyaret etmiş ve parlak bir konuşma yapmış.

Rus Halim, bu nutuktan çok etkilenmiş. Daha sonra komutanı, birliklerinde Romanyalı bir Müslüman-Türk bulunduğunu söylemiş başbakana. Oda merak etmiş, bu Türk’ü görmeyi. Halim huzuruna gelmiş, bir asker selâmı çekmiş ve elini öpmüş. Nerimanov, bir şeyler sormuş ve Halim de Deliorman Türkçesiyle cevaplarını vermiş ve yerine dönmüş.

Ben de gazeteci gibi, Rus Halimi soru yağmuruna tutuyorum. Adam hiç kızmadan kimi Türkçe, kimi Azerbaycan Türkçesiyle cevap veriyor. Akıllı, uyanık ve bilgili olduğu anlaşılıyor ama öğrenim düzeyi düşük. Ama yine de soruların altından çıkmayı beceriyor:

“Bana nasıl bir adamdı diye sordun. Annadeem sana. Hem yakışıklı hem de çok akıllıydı, çok konuşmaa biliidi. Şinik gibi kocaman kafası vardı. Saçları kapkaraydı. Arkadaşlarım annadııdı - o, Lenin’nin sır kâtibiymiş…”

Bu son cümleyi gizlemek istermiş gibi bana fısıltıyla söyledi. Daha yukarıda Rus Halim’in bir Azerbaycan kadınıyla evlendiğini belirtmiştim. Çok geçmeden bir de erkek çocukları doğmaz m! Bir taraftan zorluklarla dolu hayat şartları, diğer taraftan burnunda tüten sıla hasreti, uykularını alıp götürüyormuş. Hele hele baba evinde taze gelin olarak bıraktığı ilk eşini unutamıyormuş. Kamptan kaçışının yedinci yılı tamamlandıktan sonra köyüne dönmek için yine zorlu bir yolculuğu göze alıp yalnız başına yayan yapıldak memleketine doğru yürümüş.

Dağlardan, nehirlerden ve Türkiye’nin Karadeniz sahilinden geçerek evine ulaşmış. Ulaşmasına ulaşmış da eşini evde bulamamış. Yedi sene boyunca nerede olduğu, öldü mü, kaldı mı bilinmiyor. Yakınlarından kime verildiğini öğrenmiş ve ortağının kapısına dayanmış. Gözü pek ya, bir şeyden korkusu olmayan Halim, kama bıçağını göstererek adamı titretmiş. Sonra da henüz çocuğu olmayan ilk eşini arkasına takıp baba evine gelmiş. Kendi köylüleri ona Rus lâkabını yapıştırıvermişler. Azerbaycan’a dönmek istememiş. Ötesini ne siz sorun ne de ben söyleyeyim çünkü limit dolmuştur...

Şimdi de Neriman Nerimanov için öğrendiklerimin bir kısmını paylaşayım ki, başlık dengelensin. Bulgaristan’da ve Türkiye’de Neriman adı kadınlara verilirken Azerbaycan’da erkek çocuklara da verilmektedir. Azerbaycan’ın ilk başbakanı işte bu adla anılır. Hayatından bazı kesitler sunmaya çalışalım.

1870 yılında Tiflis’te, Kafkaslar'da ünlenmiş büyük bir müzisyenin oğlu olarak doğmuştur. Önce bir dîn okulunda, sonra da Rusça öğretim yapan bir okulda okumuş. Lise öğrenimini Gorki şehrinde bitirmiş. Bir sıra bugün Gürcistan’da bulunan Borçalı reyonunda öğretmenlik yapmış. Oradan Bakü’ye geçip öğretmenliğine devam etmiş (1891). Orada Azerbaycan Dilinin Grameri başlıklı okul kitabı yazmıştır. Lise ve daha sonra Tıpta okurken Azerbaycan’ın petrol zengini Zeynel Abidin Tagıyev ona burs vermiş. Aldığı burslar boşa gitmemiştir... 

Tagıyev, büyük bir hayırseverdir. Bu arada Bolşevik devrimcilerle tanışmış. Öğretmenliği sırasında başka kitaplar ve makaleler de yazmış. Bunlar arasında bir tiyatro eseri de vardır. Halkın sefaletini gördükçe bir hekim olarak en iyi yardım edebileceğini düşünmüş ve Odesa Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girmeyi başarmış. Fakültenin en parlak öğrencisi olarak dikkatleri çekmiş. Ancak Çarlık Polisi'nin gözü hep devrimci öğrencilerin üzerindeymiş. Onları önünü kesmek için üniversiteye kilit vurulmuş ve 2 yıl boyunca kapalı kalmış. Birçok öğrenci Nerimanov da dahil sürgüne gönderilmiş.

İki yıl sonra üniversite tekrar açılmış ve o da tıp öğrenimini tamamlayıp doktor payesini kazanmış (1908). Bakü’ye dönüp şehir hastanesinde çalışmaya başlamıştır. Bolşeviklerle iş tutuyor diye polis hep ensesinde solumuştur. Takibattan kurtulmak için doğduğu şehir Tiflis’e gidip mesleği üzerinde çalışmaya başlar. Polis orada da peşini bırakmaz. Burada yakalayıp Astrahan’a sürgün edilir.

1913 yılında sürgünden döner ve tekrar mesleği üzerine çalışmaya başlar. Bu arada tıp kitapları ve makaleleri yazar. Bakü’de çeşitli parti ve yerel yönetiminde görevler alır. 1919 Moskova’ya çağırılır. İşte o zaman ilk kez Lenin'le görüşür. 1920 yılında Kızıl Ordu Bakü’yü işgal etmiş. Aynı yıl Azerbaycan Askeri Konseyi başkanı olur. Bu arada Bakü yöneticilerinden Bolşevik yalakası Haydar Ali Garaev bir parti toplantısında bir pot kırar. Der ki, Azebaycan’ın yönetimiyle uğraşmayalım. Verelim de Ruslar yönetsin. Karabağ'ı da Ermenilere verelim. Bu öneriye çok sinirlenen Nerimanov ona şu meşhur sorusunu sorar:

“Karabağ senin .ötün olmasın, her gelene veresin!”

Unutmayalım ki, Nerimanov komünistlere bunca bağlanmış olmasına rağmen, içindeki Türklük duygusu coşmaktadır. Türkiye’de Kurtuluş Savaşı'nın zaferini candan istemiş ve elinden gelen yardımları esirgememiştir.

1920 yılında Ruslardan aldığı bir milyon Rubleyi, 1921 yılında Azerbaycan adına 500 kg altını Türk hükümetine ulaştırmıştır. Ayrıca vagon tanklarla Türkiye’ye sırasınca petrol göndermiştir.

Sonuç olarak Neriman Nerimanov’un çok donanımlı bir Azerbaycan Türk aydını, bilim adamı, siyaset ve devlet adamı, yazar, gazeteci ve yayımcı olduğunu söyleyebiliriz.

1925 yılında Moskova’da henüz 54 yaşında hayata gözlerini kapamış ve Kremlin'de Lenin mozolesi duvarına yakın bir yerde toprağa verilmiştir.

Bu kadar genç ölmesinin bir suikast sonucu olduğu düşünülmekte. Lenin’e yazdığı bir mektupta Stalin’i şikâyet etmesi zehirlemenin sebebi olabilir. O zaman da SSCB Dış İşleri Bakanı bugünkü gibi bir Ermeni’dir. O zamankinin adı Çiçer, bugünkünün adı Kalatoryan Lavrov.

Not: Fotoraftaki şahıs Nermin Nermanov'tur. Sağlığımı düzeltebilirsem Rus Halim’i bir romanda anlatabilirim.

isacebeci@misyongazetei.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!