Balkan Türklerinin aidiyeti tartışılamaz. Burada asıl mesele nedir?


 

Önceki hafta yine meczubun biri çıktı ve camiamızı rencide edici sözler sarf etti.

Güya, Balkan göçmenleri Türk değil, Türkleşmiş sığınmacılarmış...

Bırakın bir akademisyeni, bir zır cahilin bile söylemeden önce kırk defa düşüneceği sözler adeta yüzümüze karşı haykırıldı.

Bu da, bu iktidar döneminin akademisyen portföyünün bir örneği. Üstelik bu kişi Dışişleri Bakanlığı himayesinde olan Ortadoğu Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı. Bu da demek ki, aynı zamanda o bölge ile ilgili danışmanlık görevi de bulunuyor...

Bu meczubun saçmalıklarına, beklendiği gibi, bizim camia ayaklandı ve haklı olarak binlerce kınama ve tepki yazıları paylaşıldı.

Camiada herkes, maşallah, mangalda kül bırakmadı. Ama mesele bu değil ki. Mesele artık kaç olduğunu bilmediğimiz bu tür hakaretlerin önüne geçebilmektir. Mesele, bu tür haddini bilmez demeçlerin tekrar tekrar karşımıza çıkmasını engellemektedir. Yoksa hoplayıp zıpladığımız ile kalacağız...

Yine üç gün boyunca asıp kesecek bizim camia, sonra saman alevi gibi sönüp köşesine çekilecek. Ta ki yine birileri çıkıp benzer şeyler söyleyene kadar.

Evet, bunlara tepki gösterelim. Ki, maşallah, gösteriyoruz da. Ama bu tür hadsizliklerin önüne geçilmesi sadece tepkiyle olacak işler değil.

Artık hem nicelik, hem nitelik olarak fazlasıyla potansiyeli olan bu camia, doğrudan ülkemizin yönetiminde karar verici mekanizmaların içinde çok daha aktif rol almalı.

Almalı ki, meydan bu tür saçama sapan heriflere kalmasın. Bunun ötesinde, bu tür sözlere artık bu kadar reaksiyon vermenin manası da yok. Bilen bizi bilir... 

Her geri zekalının sözlerinden sonra hoplayıp zıplamak ve bunlara laf yetiştirmek kompleksli bir davranıştır. Her defasında bu tür embesillere cevap yetiştirmeye gerek yok.

Ve dediğimiz gibi: Laf yetiştirsek ne olacak?

Bu sözleri sarf eden, bu tür geçmişini, ırkını ve töresini bilmez soytarıların yerine bizim bilim adamlarımız, bizi bilen, bizden birileri olmasıdır asıl önemli olan.

Bunun için diri olmalıyız, iri olmalıyız, birlik olmalıyız. Ama bunu başarmamız için öncelikle kendi içimizdeki hainlerden ve sözde bizi temsil eder gibi görünüp te kendi menfaatlerini ön planda tutanlardan temizlenmelidir bu camia.

Camiamızın çıkarlarını değil, kendi istikballeri peşinde koşup, ona buna yaranma derdinde olanlar olmamalı bizi temsil edenler.

Bu tipler köşe başlarına yerleşmiş ve karar vericiler nezdinde de hakkımızda yanlış bilgiler edinmelerine sebep oluyorlar. Aramızdaki bu çakallar da temizlenmeli.

Özetle, ikide bir bu tür haddini bilmezlerin rencide edici sözlerine maruz kalıp cevap yetiştirme gayreti içinde olacağımıza, asıl önemli olan bunun önüne geçmektir.

Yoksa bu tür sözlere kıyamete kadar maruz kalmaya devam eder, bu abuk sabuk adamlara cevap yetiştirmekle ömrümüzü tükettiğimizle kalırız.

Ama bu yaklaşımların olumlu tarafı da yok değil.

Bu tür çıkışlar insanımızı rencide etmekle kalmıyor, aslında onların kenetlenmesine de sebep oluyorlar.

Bu tür yaklaşımlar, şimdiye dek pek yakınlık göstermediğimiz siyaset kurumuna ve dolayısıyla karar verici mekanizmalarda yer alınmasına teşvik ediyor insanımızı.

Son derece isabetli de olur. Camiamız çağdaş, ilerici, hem milliyetçi, hem dinine bağlıdır. Ama dinimizi dinimizin gereği gibi yaşayan, yobazların din diye dayattığı şekilde değil... 


 

gurcayem@misyongazetesi.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!