Toplama Kampında

*** 1985. Roman toplama kampında tutuklu kaldın. *** Yanı başında Hüseyin öğretmen. Arada bir sakına sakına ovuşturuyor dizlerini nedense. Ondan yana bakınca “Çok üşüyorum, Celil!” dedi. *** Ona bir telefon numarası yazıp verdin. Silistre’den seslensin kardeşine. Hangi uğurda olduğun bilinsin hiç değilse. Evdekiler üzülmesin. Selam! *** Getirilişinizden epey sonra olacak, birden değişti her şey. “Ne kadar daha kalacağız bunun burasında?” sorusu sorulmaya başladı mı? Hele geceleri...

Toplama Kampında
Tarih
*** 1985. Roman toplama kampında tutuklu kaldın. *** Yanı başında Hüseyin öğretmen. Arada bir sakına sakına ovuşturuyor dizlerini nedense. Ondan yana bakınca “Çok üşüyorum, Celil!” dedi. *** Ona bir telefon numarası yazıp verdin. Silistre’den seslensin kardeşine. Hangi uğurda olduğun bilinsin hiç değilse. Evdekiler üzülmesin. Selam! *** Getirilişinizden epey sonra olacak, birden değişti her şey. “Ne kadar daha kalacağız bunun burasında?” sorusu sorulmaya başladı mı? Hele geceleri...

   1985. Roman toplama kampında tutuklu kaldın. Orası boş ya da boşaltılmış askeri kışlaydı. Asker giysisi giydirdiler. Kışlada, kışlanın yasaları uygulanır duyurusu yapıldı en başta.

Beşe çeyrek kala kalk, kahvaltı yap, kapalı kamyonlara bin git. Nereye? Söyleyen yok...

***

   18 Şubat. Bir taş ocağındasın. ‘Kraz’ adı aklında kalmış, taş taşıyan kamyonların. Yükle yükünü gitsin, yükle yükünü gitsin… Yanı başında Hüseyin öğretmen. Arada bir sakına sakına ovuşturuyor dizlerini nedense. Ondan yana bakınca “Çok üşüyorum, Celil!” dedi.     Senin durumun da aynı. Belli etmek istemiyorsun. Derken bir gürledi gök! O öyle hiç yoktan ne gürlemesiydi ki! Herkes olduğu yere çakıldı. Elinde büyük taş tutan, ya kendisi düştü ya da taşı düşürdü. Düşen, yuvarlanan taşlar sana bana çarpsa da, kimse oralı olmadı. Ne gürlemesiydi o öyle hiç yoktan?

***

   Yüzbaşı Nazım Saliyef İçişleri Bakanlığı elemanıydı. Şimdi seninle birlikte. Kendisi Silistre ilinin Doğrular (Pravda) köyünden. Sağlığı bozuldu. Plevne'deki asker hastanesine götürdüler. Birkaç gün sonra taburcu oldu. Saldılar. Hasta gitti evine. Ona bir telefon numarası yazıp verdin. Silistre’den seslensin kardeşine. Hangi uğurda olduğun bilinsin hiç değilse. Evdekiler üzülmesin. Selam!

***

   Gündüzün nerede kimlerle geçecek belli olmaz. Ta sabah yolculuğu sonunda anlaşılır. Oysa geceleri yerin yatağın aynı. Sana komşu, Murtaza pehlivan. Yan yanaydı yataklarınız. Kimseninkine benzemeyen yürüyüşü ilginçti. Uzak kalabalığın arasında arkası dönük olsa bile, yürüsün, ayırıp çıkarırdın. Yanında her zaman birkaç arkadaş olurdu. Güreşini bilen kişilerdi genellikle.

***

   Toplama kampında yıpranırsın. Güçlükle geçirirsin günlerini. Sağlıklı, sağlam yapılı Murtaza pehlivan o görünümüyle gelip gitti hep diye düşünebilirdin, eğer, çok yakınında bulunmasan.

***

   Getirilişinizden epey sonra olacak, birden değişti her şey.

“Ne kadar daha kalacağız bunun burasında?”

sorusu sorulmaya başladı mı? Hele geceleri. İlle bir şey uykunu kaçırır. Geceydi. Murtaza pehlivan seslendi;

   “Seni de uyku tuttuğu yok, Celil!”

   Az da olsa, bir iki bir şeyler paylaşmak iyi gelir, iyi ederdi. Başka ne olsun? Koskoca Murtaza pehlivan, meğer, içten göynümüş;

   “Kendime yanmıyorum. Eşten dosttan ayrı böyle ne güne? Evdekiler nasıl acaba?”

Özlemli isen ayrılık ağrına gider. Yetsindi!

Celil YENİKÖYLÜ

Son Güncelleme: 07 Ocak 2020 13:04
  • Etiketler

HABERİ PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

BUNLARA DA BAKIN