Bulgaristan demokratikleştikçe, ortadaki Türk düşmanlığı eriyecektir

*** Benim asıl derdim, toplum önünde suskun kalmaya gayret gösteren aydınlar olarak geçinen kesimdir. Bu arada yönetici takımın topluma karşı beslediği ilgisizliğe ve vurdumduymazlığa da dem vurmaktayım. *** Gerçek vatansever Bulgarlar hariç, sizin bahsettiğiniz o sözde patriyortlar, yolunu şaşırmış birer zavallı beslemedir ve asıl onlar güzelim ülkemize büyük zararlar vermeye devam ediyorlar...*** - Bu hafta sonu, Ahmet Doğan, Burgaz'daki sarayından kaçacak mı? - Hem de nasıl dört nala kaçacak...

PAYLAŞ

*** SOHBET MASASI ***

Misyon Gazetesi'nin "Sohbet Masası" köşesinin ilk konuğu BULTÜRK Derneği Genel Başkanı Sayın Rafet Ulutürk, gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Mümin Topçu'nun sorularını cevaplandırdı.

- Sayın Rafet Ulutürk, son yıllarda bizim toplumu ilgilendiren bir çok hassas konunun üzerine sanki ölü toprağı serpildi, bunlar adeta kimse tarafından dillendirilmiyor, çözüm yolları aranmamakta, bir çok çevrede tamamen ilgisizlik ve vurdumduymazlık hakim. Bence, bu "ölü toprağı" bir şekilde kaldırmalıyız. Niyetimiz yakın zamanda bizim gazetenin "Sohbet Masası" köşesinde önemli bir sürü söyleşi gerçekleştirmek, fakat hiç kimseye çanak sorular sunmaya niyetimiz yok, amacımız daha ziyade konuşulmayan aktüel konuları gündeme taşımak ve çözüm yolları aramak. İlk konuğumuz siz oluyorsunuz. Bu sefer dernekçilik ve gazetecilik faaliyetleriniz üzerine sohbet etmeyeceğiz, çeşitli medya vasıtalarıyla zaten bunları fazlasıyla paylaşıyorsunuz. Beni daha ziyade sizin sahip olduğunuz kişisel görüş ve düşünceleriniz ilgilendirmekte, çünkü bir hayli zamandır bizim toplumla iç içe ve haşır neşir içindesiniz.

- Mümin bey, belli ki, bu yaz sıcağında niyetiniz beni sıkıştırıp bayağı ter döktürmek, fakat her zamanki gibi, ben zaten şeffaflıktan ve açık sözlülükten yanayım. Benim asıl derdim, toplum önünde suskun kalmaya gayret gösteren aydınlar olarak geçinen kesimdir. Bu arada yönetici takımın topluma karşı beslediği ilgisizliğe ve vurdumduymazlığa da dem vurmaktayım.

- Sizi bir Türk milliyetçisi olarak tanımaktayız. Aynı zamanda bazı Bulgar milliyetçileri, hele ünlü patriyot kesim, medyalarında sizi aynen öyle tanıtmakta ve düşman ilan etmekte. Şimdiye kadar Bulgaristan'a veya özellikle Bulgar etnosuna herhangi bir zararınız dokundu mu ?

- Benim için toprağına bir fidan diken herkes yurtseverdir. Bizim Köseler sırtlarına çok çam ağacı ve huş ağacı diktim. Tıpkı benim Bulgaristan'a karşı beslediğim büyük sevgi gibi, onlar da çoktan büyük ağaç oldular. Hiç bir zaman gizlemedim, vatanseverliğimin özünde Türk milliyetçiliği yatmaktadır, başka türlü olması adeta mümkün değil. Türk milliyetçiliği, eski tarihten beri hiç kimseye düşmanlık etmez. Özündeki ateşte insan sevgisi ve saygısı esastır, özellikle de başka kimsede olmayan bir çelik merhamete sahiptir. Ben iki vatanımı da çok sever ve sayarım. Nasıl Bulgaristan'daki tek bir Türk ülkesine zarar vermediyse, benim demokrasi mücadelemde sadece olumlu katkılarım olmuştur, fakat kimseye bir zarar vermedim. Gerçek vatansever Bulgarlar hariç, sizin bahsettiğiniz o sözde patriyortlar, yolunu şaşırmış birer zavallı beslemedir ve asıl onlar güzelim ülkemize büyük zararlar vermeye devam ediyorlar...

- Benim tespitlerime göre, bizim Türkler, Bulgarlara karşı belirli ölçüde bir kin ve nefret beslemiyorlar?

- Dünya, devlet kurmayı Türklerden öğrenmiştir. Bizler hep koruyucu ve öğretici oluruz. Paylaşmayı bilir, insanların ihtiyaçlarını okumayı bilir ve bize el uzatanı boş çevirmeyiz. Böyle nitelikleri olan bir halkın “kin” veya “nefret” beslemesi söz konusu olabilir mi? Olamaz! Osmanlı’nın bağrında, İstanbul “Robert Kolej” gibi bir okulda yetişen yüzlerce Bulgar asıllı gence ne demeliyiz. 1860 yıllarında, Osmanlı devleti Tuna boylarını “pilot bölge” olarak geliştirmeye seçti ve çalıştı. Usta Kolyü Fiçeto'ya kemerli köprüler kurdurup, kese dolusu altın veren yine Osmanlıdır. Rusçuk - Varna arasına demir yolunu çeken de aynı Osmanlıdır. Yine İstanbul'da kilise çanlarının iplerini Bulgarların eline kim verdi? Herhalde, bütün bunları “Türklere düşman olun!” diye yapmadık. Bizler, Bulgaristan'daki Türkler, kimsenin uşağı değiliz, bizler kendimizi sadece eşit birer vatandaş olarak görmek arzusundayız. Bütün haklarımız tanınır, vasıflarımız görülüp değerlendirilir ve var olan problemler ortadan kalkar. Bu yönde adım atma sırası artık Bulgar etnosunun...

- Ya Bulgarlar, ülkede beraber yaşadıkları Türkleri seviyorlar mı? Hele Rus - Osmanlı Harbi'nden sonra, nedense Bulgarlar Türklere karşı kin ve nefret beslemeye başladığı görülmekte. Bu yeni olgunun sebepleri nelerdir?

- 1879 yılının istatistiklerine bakılırsa, Bulgar Prensliği'ne verilen topraklarda yaşayan nüfusun %52’si Müslümandır. Seçim yapılmış ama Bulgarca bilmediklerinden dolayı, Meclise seçilen Türkler, sandalyelerine oturamamışlar, çünkü sudan bahaneler uydurularak yerlerine başkaları oturmuş. Bulgaristan’daki Türk nüfusun temsilcileri birinci anayasayı imzalamamıştır. Rus idareci General Korsakov, 6 müftü bulup onlara Türk milleti adına parmak bastırmıştır. Anayasada, Prenslik nüfusunun yarıdan fazlası Müslümandır, dilleri Türkçedir, dinleri İslamdır, kendi geleneklerine göre hayat tarzları vardır diye hiç yazmıyor. Yazmadığına göre, ancak Bulgarların anayasası olmuş oluyor. Yani daha o zaman biz istenmeyenler listesine alınmış olduğumuzdan, geleceğin çok karanlık olduğunu görebilenler ise Anadolu’nun yolunu seçmişlerdir. Daha o yıllarda Rusya'nın emperyalist emelleri belli olup açığa çıkmıştır ve günümüze dek, Rusların Bulgarlar üzerinden çeşitli oyunları sürmekte. Rusların etkisiyle ve pompalamasıyla, ortaya suni ve dayanaksız, onarımı güç, tek taraflı kin ve nefret ortaya çıkmıştır.

- Vaktinde, arkadaşlarınızla beraber İstanbul'daki Bulgar mezarlığını temizlemeye gittiniz. Bunu neden yaptınız? Beni de davet etmiştiniz ama ben gelmedim, çünkü şimdiye kadar bir Bulgarın gidip Müslüman mezarlığı temizlediğini hiç görmedim.

- Bulgarlarla ortak tarihimiz olduğunu unutmayalım. Kader işte, farkı yollardan gitsek de aynı topraklara gelip yerleşmişiz. Osmanlı'nın Balkanlar'a yerleşmesinde problem yaşamamış olması, büyük ölçüde aynı Orta Asya köklerinden gelmiş olmamıza bağlıdır, diyebilirim. Birinci Dünya Savaşı’nda omuz omuza savaştık, aynı tabyalarda yattık. 1918 yılında Dobruca’da, Tutrakan Cephesi'nde birlikte Ruslara karşı silah çektik. Bulgaristan’da ortak vatan anıtımız da olması gerekir. Ne yazık ki, memleketimizde böyle bir anıtın yerini tam 180 Rus ve Sovyet anıtı almakta... Bulgaristan’da kabristanlıkları dimdik ayakta duran, ay yıldızlı mezar taşları olan; hayrat çeşmeleri akan bir halkız biz. Kabristanı olmayan hiç bir halkın tarihi olmaz. Bizim şanlı tarihimiz Bulgaristan topraklarında gömülüdür. Osmanlıdan sonraki dönemde, Bulgaristan'da Türklüğü yaşatanlar bizleriz. Bizler, 600 yıl birlikte yaşamış iki topluluğuz. Bunun dünyada başka bir örneği var mı? Günümüzde hortlamış olan kin ve nefretten dolayı, Bulgar etnosu ileride büyük kayıplar yaşayacaktır. Bulgar mezarlığındaki eşek dikenlerini temizlememiz, çalıyı çırpıyı kenara atmamızın anlamı işte budur. Bu bir mesajdır. Yine yaparız, çünkü biz iyilik yapar ve denize atarız…

- Bugün, bir Türk azınlık etnosu temsilcisinin değeri, diğerlerinkinden daha mı zayıf, yoksa daha mı yüksek oluyor?

- Bizler her zaman eşit vatandaşlıktan yana mücadele vermekteyiz, fakat Bulgar etnosun temsilcileri, bu gerçeği hiç bir zaman doğru anlayamadı ve bundan dolayı ülkemiz büyük zararlar gördü ve halen görmekte. Hiç bir Türk evladının özgürlüğü gasp edilemez ve onun önü kesilemez.

- Demokrasiye geçiş başlangıcında ve AB üyeliğinden dolayı, Bulgaristan, birçok Türkiyeli yatırımcının ilgi alanına girmişti, fakat nedense onlara ülkeye girme fırsatı tanınmadı ve binlerce Türkiyeli iş insanı yatırımdan vazgeçti. Bulgaristan toplumu bu muameleyi gerçekten hak ediyor muydu? Sizce, bu olumsuz gelişmenin genel suçluları kimler?

- Eskiden bizim Türkler sadece üreticiydi, madenciydi, inşaatçıydı, fabrika işçisiydi. Bu nedenle, insanlarımız tarım kooperatiflerinin dağıtılmasına, sanayi tesislerinin talan edilmesine, ticaretin donmasına ve mağazalarda rafların boş kalmasına anlam veremediler. Hiçbir kimsenin elinde birikmiş para, sermaye yoktu. Bizim tarafın eli boştu. Bizler Türk sermayesini ülkemizde karşılamaya hazır değildik. Diğer yandan ise eski rejimin aç köpekleri dış yatırım istemiyorlardı, onların tek derdi fakir halkı tamamen sömürüp köleleştirmekti. Şimdiye dek bunu başardılar da...

- 1972 - 1989 yılları arasında, komünist dikta rejimi esnasında öldürülen suçsuz Türk şehitlerimizin geleneksel anma törenlerine, sizce neden etnik Bulgarlar ve yöneticiler katılmıyorlar?

- Bulgaristan'da asker, gerilya ve savaş kahramanı anıtlarında genelde Türk isimlerine pek rastlanmaz.1989 yılına kadar mezarlıklar dışında bizim dikili taşımız yoktu. Şimdi Türkan Çeşme'de, Prestoe, Mestanlı, Kornitsa, Gluhar’da ve daha birçok yerde anıtlarımız var. Gerçi bunların hiç bir resmiyeti bulunmuyor... Burgaz’ın Dikenli (Trınak) köyünde Kahramanlar Çeşmesi bulunuyor, fakat kaç defadır tahrip ediliyor. Derin analiz yapıldığında, Bulgar toplumunun Hıristiyan, komünist ve Rus anıtından başka anıt görmek istemediği ortaya çıkıyor. 1989’dan sonra dikilen Türklere ait anıtlar çok anlamlıdır, çünkü diktatör Todor Jivkov’un devrilmesi yolunu bizim halkımız açmıştır. Bulgarlar bunu kabul etmek istemeseler de, büyük sayıda akademisyen artık bu gerçeğe vurgu yapmakta. Mayıs'89 ayaklanmaları için de yeterince anıtımız bulunmuyor. Yeni Bulgar tarihinde, 72 bin kişinin katılımıyla, gerçi bu en büyük ayaklanmadır. Bulgaristan ekonomisi durdu, toplumsal yapı çöktü ve komünist rejim yıkıldı. Eğer, böyle bir anıt dikilirse, bunun önünde herkesin eğilmesi beklenebilir. Anma günlerimize katılmak, anıtlarımıza çiçek demeti ve çelenk göndermeleri, zaferimizi kabul etmeleri anlamına gelir. Ben, Bulgaristan’ı ziyaret eden NATO generallerinin de bizim anıtlarımızın önünde saygı duruşunda bulunmasını bekliyorum, çünkü bu şehitlerimizi vermeseydik, şimdi ülkemiz NATO'ya girmemiş olabilirdi...

- Bakanlar, valiler, siyasi parti yöneticileri, belediye başkanları için de geçerli aynı durum. Misal olarak, Kırcaali Valisi'ni hiç bir zaman Cebel'de veya Türkan Çeşme'de göremedik. Neden?

- Sıraladığınız kişilerin, Türk anıtlarına çiçek sunmaları, Bulgaristan devletinin devamlılık ilkesine ters düşer. En azından onlar öyle düşünüyor veya bunu siyasi oy kaygısından dolayı yapıyorlar. Geçenlerde İç İşleri Bakanlığı ve Organize Suçlar Şubesi yöneticileri görevden alındı. Uyuşturucu trafiğinden haraç aldıkları, uyuşturucu dağıtımına şemsiye açtıkları gibi suçlardan dolayı. Bu kişiler eski komünist dönemin kirli işlerinin uzantısı olup devlet yönetiyorlar. Bu adamlar bizim kardeşlerimizi kurşunlayanların ta kendileridir. Onlardan nasıl olur da böyle bir saygı hareketi beklenebilir...

- Belene adasının giriş kapısında, oraya sürgün edilenlerinin isimleri yazılıdır, fakat bunların arasında tek bir Türk ismine rastlanmamakta. Şimdi burada hiç Türk yatmamış mı oluyor? Nedir bunun anlamı?

- Belene olayı, Bulgaristan tarihinin yüz karasıdır. Bir anıt parkı girişimi başladı, fakat henüz tamamlanamadı. Şahsen ben, Bulgaristan’daki Türklerin nasırlı elleriyle kurulan 80 civarında barajın duvarlarına, onların isimlerinin teker teker yazılması taraftarıyım.

- Türkler, Bulgaristan devletinin mağdur vatandaşları mı sayılır?

- Türkler, bu ülkenin en gururlu vatandaşlarıdır. Osmanlı’dan günümüze uzanan maneviyatımız, ruhumuz, geleneklerimiz, göreneklerimiz, törelerimiz ve dinimiz o kadar zengin ve güçlü ki, komünist rejim yapılanması bile bizi yıkamadı. Biz maneviyat olarak dikey bir yapılanmayız. Hiyerarşik itaati biliriz. Üstelik Bulgaristan devleti, bizi aile, topluluk ve bir azınlık toplumu olarak algılayamadı. Aynı zamanda, hak ve özgürlüklerimiz çiğnendiği müddetçe bizler mağdur sınıf olmaya devam edeceğiz.

- Bulgaristan kaynaklı resmi istatistiklere bakılınca, Türkiye'de yüzbinlerce etnik "Bulgar’ın" yaşadığı görülmekte. Bu neyin çarpık yansımasıdır böyle? Birçok göçmen henüz zoraki dayatılan Bulgar isimlerini iade etmemiş durumda, aynısı Bulgaristan'da yaşayan bazı kardeşlerimiz için de geçerli.

- İsim koyma ana ve baba hakkıdır. Devlet işi değildir. Yaşanan zoraki isim değiştirme sürecinde, halkımız aldatıldı, üzüldü ve büyük yara aldı. Başımıza sarılan belalardan yalnız birisiydi, bu evrak üzerinden isim değiştirme olayı. Şimdilerde eksik ve sakat kaldı bu konu. Bizim insanımız çok çile çekti. Kırmızı pasaportu alıp, “köpekler yesin” deyip Bulgar isimleriyle hemen yola çıktı. İsimleri geri almak da mahkemeye bağlanınca, “kahrolsunlar” deyip bu defteri tamamen kapayanlar var. Bulgaristan’da, Türk ismi taşımanın sakıncalı olduğu kanısı henüz aşılamadı. Belediye kütüklerinde her iki isim de korunmakta. Devletin arşivleri henüz temizlenmiş değil. Her ne olursa olsun, her vatandaşımız gerçek kimliğine mutlaka kavuşmalı. Burada anne ve babalara düşen görev, çocuklarına ana dilimizi ve kültürümüzü öğretmektir. Ötesi kendiliğinden veya tıpış tıpış düzelecektir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'nin verdiği Türk kimliğinde başka hiç bir isim yer alamaz. Kimsenin de bu ismi değiştirmeye gücü yetmez. Bir de Türk kimliği taşıyanın başka yabancı ismi olmamalı diye düşünmekteyim...

- Ülkemizdeki Türk çocukları neden anadilde eğitim görmüyorlar?

- Dilimiz olmazsa ailemiz olmaz, toplumsallaşamayız. Düşünemeyiz, karar vermeyiz, yabancılaşırız. Devlet, anadilimizde zorunlu eğitimi örgütlemeye ve masrafını çekmek zorundadır. Yasaklı dönemin bütün kanunları değişti, bir tek Türkçe yasağı değişmedi, bir de henüz vakıf mallarımız iade edilmedi. Ayrıca, bu konuda asıl suçu bizim azınlık toplumunda aramalıyız.

- Halihazırda Bulgaristan'da kaç Türk lisesi ve üniversite bulunuyor?

- Günümüzde, Sofya'da Türk lisesi adıyla anılan ama İngilizce ve Bulgarca eğitim veren hain FETÖ örgütünün lisesinden başka Türk okulu bulunmuyor. Bir de Başmüftülüğe bağlı üç tane İmam Hatip Lisesi var. Hiç bilmem, Bulgaristan Türklüğü, bu terör örgütü okulu ayıbını nasıl örtecek ve silecek. Yine Sofya'da devlet tarafından tanınmayan bir Yüksek İslam Enstitüsü bulunmakta...

- Bulgaristan'daki etnik Bulgarlar ve Türkler arasında ne zaman tamamen barış ve kardeşlik havası esebilir?

- Modern devletlerde reformlar anayasa değişikliği ile başlar. Henüz bizim azınlık hakkımız resmen tanınmamış durumda, aslında bu kimsenin de umurunda değil. Daha sonra, bu verilmiş haktan dolayı bir sürü başka yasallaşmalar yerini bulacaktır. Bunlardan en önemlisi de ana dilimizde verilecek olan eğitimdir. Türkleri ve diğer azınlıkları eritme siyasetine son verilmelidir. Devletin ve toplumun yapılanması nüfus içindeki azınlık oranına göre olmalıdır. Geçmişin yaralarını saracak en kısa yol, azınlık haklarını tanıyan ve uygulayan devlet siyasetidir.

- Sadece yaşlı teyzelere fiziksel gücü yeten Valeri Simeonov'u bir yerde görseniz, kendisine ne söylerdiniz?

- Ülkemizde aşırı milliyetçilik ve ırkçılık tamamen yasaklanmalı. Eğer, zikir ettiğin isim, memleketi Türklerden kurtarmak için bir parti kurmuşsa, derhal onu dağıtsın ve kendisi de siyasetten tamamen vazgeçsin. Söyleyeceğim söz budur...

- Son yıllarda bazı milliyetçi Bulgarlar ve Makedonlar arasında tartışmalar kızıştı. Bir Bulgaristanlı Türk olarak, bu konuda kimlerin yanında yer alırdınız?

- Mesele yer almak meselesi değildir. Mesele Bulgaristan devletinin Makedon dilini, kimliğini ve tarihini tanımamasında gizlidir.

- Fakat, ben her zaman Osmanlı arşivleri yayınlarında "Makedon" yerine "Bulgar" etnosundan bahsedildiğini gördüm...

- Bulgaristan tarih kitapları Filibe şehrinin Büyük İskender’in babası Kral II. Filip tarafından kurulduğunu yazmıyor mu? “Makedon tarihi Bulgar tarihidir, Makedon tarihi yoktur” tezinde direnmek, biraz da “yavuz hırsız” masalını hatırlatmakta bana.

- Belli ki, bayağı bir çetrefilli konuya parmak bastık. Bir oğlan üstü durumda, Bulgaristan'ın bağımsızlığını ve özgürlüğünü mü savunurdunuz, yoksa Kuzey Makedonya'nın mı?

- Bizim Türk ve Müslüman topluluğumuz, Birinci Dünya Savaşı'nda Makedon Cephesinde 10 bine yakın kurban verdi. Yanlış politikalar sayesinde telef olan kardeşlerimizin bir toplu anıt mezarı bile yok. Bulgaristan tarih kitaplarında adları hiç geçmiyor. Dünyanın tanıdığı bir gerçeği, Bulgar milliyetçiler tanımasa ne değişir ki? Bir Bulgaristan vatandaşı olarak, ben her zaman ülkemin bağımsızlığını korumaya hazırım...

- Razgrad'taki İbrahim Paşa Cami'sini, Türk kökenli vali, müzeye çevirecek mi? Bir de Balkanlar'ın en güzel camisi sayılan Şumnu'daki Tombul Cami'nin restorasyonu neden bir türlü bitirilemiyor?

- Tarihi yapıların son akıbetinde müze ya da başka bir turistik tesis olmak vardır. Razrad’daki cami, XV. asır yüksek İslam inşaat, kültür ve sanat eserlerinden biridir. Bildiğim kadarıyla, devlet ve ÜNESKO kültür eserleri listesinde olup, korunma altında bir yapıdır. Kısmı onarımlarla ayakta durması gönül acısıdır. Bu görkemli Türklük ve İslam eserinin müze olarak kullanılması, hayatını uzatacaksa, ekspozeler arasında Deliorman Türklük tarihine de yer vermek şartıyla bir iyi niyet ve dostluk sembolü olmasına gönül hoşluğuyla baktığımızı belirtebilirim. Tombul Cami'nin uzayan restorasyonu ise en son Fetullah Hareketi ile bağlayabiliriz...

- Bulgaristanlı öğrenciler, neden "Türkiye Bursları'nı" pek tercih etmez oldu?

- Bir defa diploma denklik sorunu var. Gençlerimiz, tanınmayan, işe yaramayan diplomayı ne yapsınlar? 1993’ten sonra FETÖ - HÖH anlaşmasına göre,Türkiye’ye eğitime giden 15 bin gencimiz, akıl tutulmasına uğramış ve büyük çoğunluğu vatana dönememişler... FETÖ kadrolarının İmam Hatip Okulları'ndaki zorlamaları da unutulmadı. Olay yalnız burs vermekle, ya da “Burslular geceleri” düzenlemekle bitmiyor, ancak başlıyor. Bundan dolayı, Türkiye’nin de yapması gerekenler vardır.

- Son 30 yılda Bulgaristan'daki Türkler, mevcut yasalar çerçevesinde bağımsız ve özgür bir şekilde kendi siyasi partilerini kurma imkanları buldu mu?

- Parti kurmak halk iradesini ve oluşan bir siyasi birikimi değerlendirme meselesidir. Komünist dönemde tek partili bir sistem mevcuttu, fakat hele 1984- 1989 yılları arasında, asimilasyon girişimlerinin en hızlı tarihlerinde, bizim toplumun fertleri, bilinen 55 gizli mücadele grubu kurdular, bunların üyeleri tutuklandı, işkence gördü ve cezaevlerine düştüler. Güya, 1989 yılında halkımız özgür kaldı ve despotik rejimi yıktı, fakat bu tarihten sonra Türklerin kurduğu partilerden söz etmek yanlış olur, çünkü bunların bazıları derin devlet ile bağlantılıdırlar ve onun emrindeler. Böyle olunca da yakın zamanda bütün hak ve özgürlüklerimize kavuşmak hiç mümkün gözükmüyor...

- Rivayete bakılırsa, bu sözümona parti liderleri şimdi birer milyoner veya milyarder olarak muazzam saray yavrularında yaşıyorlar? Hatta, Peevski ve Doğan gibileri ülke yönetimini elinde tutuyorlar. Komik bir görüntü ortaya çıkıyor, ne de olsa Bulgaristan'ı Türkler ele geçirmiş. Aslında gerçekler ise çok daha farklı ve vahim...

- Parti militanı olmayan siyasetçilerin geliri olduğuna inanmıyorum. Bulgaristan’da milletvekilliği yağlı kuyruk demek. Hepsinin bir eli yağda, bir eli balda. Ama bu çarpık devranın illaki sonu da gelecek...

- Bu hafta sonu, Ahmet Doğan, Burgaz'daki sarayından kaçacak mı?

- Hem de nasıl dört nala kaçacak...

- Bulgar olsun, Türk olsun, gerçek demokrasiyi ne zaman tadacaklar? Bütün Bulgarlar Türk düşmanı mı sayılır?

- Şimdilik Bulgarlar Türkiye'ye turist olarak gelip sadece bizim meşhur bol şerbetli baklavanın tadına bakıyorlar. Alış verişini Edirne çarşısından yapıyorlar. Tatillerini Akdeniz ve Ege sahillerinde geçiriyorlar. Bizdeki demokrasi kavgası, hukuk üstünlük özentisi ve adalet tartışmaları henüz orada kızışmadı. Demek istediğim tepsiyi henüz fırına veremediler. Kanımca, Bulgaristan demokratikleştikçe, ortadaki Türk düşmanlığı eriyecektir. Bu konuda, AB ve NATO’dan yasal baskı bekliyoruz. Asırlar boyu Bulgarlarla aynı köylerde ve kasabalarda yaşadık, halk nezdinde bizim aramızda sorun yoktu, sorunları önünü görmeyen siyasetçiler yaratıyor ve yaşatıyor...

- Rafet bey, sanırım biraz uzun bir söyleşi oldu. Verdiğiniz samimi ve ilginç cevaplar için okuyucularımız adına size çok teşekkür ederiz!

Rafet Ulutürk kimdir?

1966 yılında, Kırcaali ilinin Köseler köyünde doğdu. Lise mezunu. Filibe Vakıf Müdürlüğünde görev aldı. 1996 yılında İstanbul'a yerleşti. İstanbul Valiliği Türk Dünyası ve Akraba Toplulukları Koordinatörlüğü Balkan Masası’nda görev yaptı. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında aktif faaliyet göstermekte. Türk Dünyası Gazeteciler Birliği Federasyonu yön. kur. üyesi, Türk Halkları Kongresi dönem başkanı, Dünya Türk Gençler Birliği yön. kur. üyesi. 2003 yılında Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği’nin (BULTÜRK) kurucusu oldu, halen bu derneğin genel başkanı. Bulgaristan Türklerinin Sesi Gazetesi ve www.bghaber.org sitesinin kurucusu ve genel yayın yönetmeni. Bulgaristan Araştırma ve Stratejik Merkezi'nin ( BGSM ) kurucu üyesidir. Rafet Ulutürk, araştırma - inceleme, tarih, tarihsel olaylar ve kişiler kategorilerinde eserler yazmış bir yazardır. Başlıca kitapları alfabetik sırayla; Bulgaristan Türkleri Kimlik Mücadelesi, Türk Dünyasında Bir Bulgaristan Türk’ü olarak sayılabilir.

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN