Sayın Mustafa Karadayı, böyle bir çağrı yapacak mıdır?

* Ozanlarımız bu festivali, kendi aralarındaki şahsi dayanışma ile tertiplemekte. Şimdilik onlara sahip çıkan bulunmuyor. Arkalarında siyasi bir güç yok, ne de bir sivil toplum kuruluşu. Halbuki, bu organizasyona Bulgaristan Kültür Bakanlığı sahip çıkabilir. Düzgün bir proje hazırlanıp sunulmuş olsa, Ankara'daki Dış Türkler Başkanlığı da mutlaka katkı sağlayacaktır. * Öyle bir derin uçurumun ucundaki boşlukta sallanmaktayız ki, yarın bir Mustafa Karadayı ortaya çıkıp ta; "Yeni okul yılının başlamasıyla, herkes çocuklarını Türkçe derslerine kayıt ettirsin!" çağrısında bulunmuş olsa, emin olun ki, bu sorunumuz hemen ve temelden çözüm bulacaktır, çünkü yeni seçimler arefesindeyiz ve binlerce belediye başkanı, muhtar ve meclis üyesi adayı çok tedirgin ve her söyleyeni yapmaya hazır vaziyette beklemekte...

Sayın Mustafa Karadayı, böyle bir çağrı yapacak mıdır?
Bulgaristan
* Ozanlarımız bu festivali, kendi aralarındaki şahsi dayanışma ile tertiplemekte. Şimdilik onlara sahip çıkan bulunmuyor. Arkalarında siyasi bir güç yok, ne de bir sivil toplum kuruluşu. Halbuki, bu organizasyona Bulgaristan Kültür Bakanlığı sahip çıkabilir. Düzgün bir proje hazırlanıp sunulmuş olsa, Ankara'daki Dış Türkler Başkanlığı da mutlaka katkı sağlayacaktır. * Öyle bir derin uçurumun ucundaki boşlukta sallanmaktayız ki, yarın bir Mustafa Karadayı ortaya çıkıp ta; "Yeni okul yılının başlamasıyla, herkes çocuklarını Türkçe derslerine kayıt ettirsin!" çağrısında bulunmuş olsa, emin olun ki, bu sorunumuz hemen ve temelden çözüm bulacaktır, çünkü yeni seçimler arefesindeyiz ve binlerce belediye başkanı, muhtar ve meclis üyesi adayı çok tedirgin ve her söyleyeni yapmaya hazır vaziyette beklemekte...

Haber Editörü:

Burhan amcayı bilenler bilir. Trakya'da yaşayan yaşlı ve çok duyarlı bir göçmen büyüğümüzdür, kendisini sever ve sayarız, fakat son günlerde faka bastı ve bir yorumunu pek hoşnut karşılayamazdım.

"Ana dilimiz, kimliğimiz can çekişiyor iken, sizler 30 yıldan beri hep keman ve saz çaldınız, türküler söylediniz, bülbüller gibi öttünüz, oyunlar oynadınız, yediniz ve içtiniz..."

Dulova'da gerçekeleşen İkinci Ozanlar Festivali'ni tertipleyenlere hitaben yazılmış bu satırlar.

Nedense, Burhan amca, bu festivali memleketimizde yaşayan Türklerin diğer sorunlarıyla bütünleştirmekte ve farkına varmadan ozanlarımızın hevesini kırmakta ve derinden üzmekte. Gerçi, kötü bir niyeti yok, sadece çağrışımları uyarıcı nitelik taşımakta.

Ozan kelimesini bizim geniş kitlelerimiz pek kullanılmaz. Bahsettiğim festivalde aslında bizim çeşitli yörelerimizden gelmiş saz ustalarımız toplanmıştı. Bunların çoğu, kendi bestelediği eserleri okur ve Anadolu tabiriyle hepsi birer gerçek ozandır. Bazılarının pala bıyıkları bile vardır...

Ozanlarımız bu festivali, kendi aralarındaki şahsi dayanışma ile tertiplemekte. Şimdilik onlara sahip çıkan bulunmuyor. Arkalarında siyasi bir güç yok, ne de bir sivil toplum kuruluşu. Halbuki, bu organizasyona Bulgaristan Kültür Bakanlığı sahip çıkabilir. Düzgün bir proje hazırlanıp sunulmuş olsa, Ankara'daki Dış Türkler Başkanlığı da mutlaka katkı sağlayacaktır.

Bu özel teşebbüs sahiplerine bizler sadece minnettar ve şükran kalabiliriz, çünkü sanatçı ruhlu dostlarımız, bütün bu meşakkatli serüvene sadece bizim halkımızın gönlünü okşamak için katlanmakta.                                    Onlar lüks otellerde kahvaltı yapmıyor, yol ücretlerini bile kendi ceplerinden karşılamakta.

Burhan amca, festivali yerinde gidip görmüş olsaydın, bunları asla yazmazdın;

"Ben eğlenmeyi, gülmeyi unuttum. Bulgarlardan, göçmenliğimden utanır oldum, gelin önce hep birlikte "çalınan" haklarımızı alalım, ondan sonra keman, saz ve davul çalalım, türküler söyleyelim, oynayalım, gülelim ve eğlenelim..."

Burhan amca, doğrudur, bir takım haklarımız henüz askıda duruyor, fakat saz çalmamızı ve türkü söylememizi bunca hor görmesek de olur. Asıl bizim haklarımızı çalanlar utansın!

Diyorsun ki;

"Altı ay saz çalın, türküler söyleyin, eğlenin yiyin ve için, yaşayın, hiç problem değil ama avuçlar ve ellerimiz hep bomboş. Dile kolay, 30 yıldan beriye, herhangi bir etkinlikte Allah'ın bir kulu çıkıp, Anadilimizde eğitim istiyoruz, serbest olarak Türkçe konuşmak ve yaşamak istiyoruz, dedi mi?"

Evet, Ana dilde eğitim ve konuşmak çok önemli. Türkçemizi okullarda okumak yasak değil, sadece zorunlu ders olarak kabul edilmemiş durumda. Ebeveynler çocuklarının Türkçe derslerine girmesine izin vermemekte. Anne ve babaların beyinlerine yerleşmiş olan bu köhne zihniyet tartışmaya açılabilir ve mutlaka değişmeli.                                      Türklerin siyasi iradesinin ve sivil toplum kuruluşlarının gösterdiği pasiflik ise sadece tenkit edilebilir, hem de en şiddetli şekilde.

Öyle bir derin uçurumun ucundaki boşlukta sallanmaktayız ki, yarın bir Mustafa Karadayı ortaya çıkıp ta;

"Yeni okul yılının başlamasıyla, herkes çocuklarını Türkçe derslerine kayıt ettirsin!"

çağrısında bulunmuş olsa, emin olun ki, bu sorunumuz hemen ve temelden çözüm bulacaktır, çünkü yeni seçimler arefesindeyiz ve binlerce belediye başkanı, muhtar ve meclis üyesi adayı çok tedirgin ve her söyleyeni yapmaya hazır vaziyette beklemekte...

Sayın Mustafa Karadayı, böyle bir çağrı yapacak mıdır?

Mümin TOPÇU

Son Güncelleme: 26 Ağustos 2019 23:09
  • Etiketler

HABERİ PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

BUNLARA DA BAKIN