Korona Günlerinde Yazmak

Korona günlerinden yazdığım bu mektubu siz kalbinize koyun yine de. Ruh halimi tam olarak anlatabildiğimi sanmıyorum. Birilerine ulaşabilmek, içim acıyor demek iyi geliyor yine de. Şu an başka bir yerde, kalbimi hissedip beni teselli edebilecek birilerinin yanında olabilmek isterdim. Daha neşeli, mutlu zamanlar olsun isterdim. Bazı şeyler hiç yaşanmamış, bazı virüsler ruha hiç bulaşmamış olsun isterdim.Hayatın bana yazacağı yeni mektupları kalbim çarparak bekleyeceğim yine de. Zarfı açtığımda gülümseyeceğim, sevinç çığlıklarıyla zıplayacağım günler de gelecektir elbet.

Korona Günlerinde Yazmak
Güncel
Korona günlerinden yazdığım bu mektubu siz kalbinize koyun yine de. Ruh halimi tam olarak anlatabildiğimi sanmıyorum. Birilerine ulaşabilmek, içim acıyor demek iyi geliyor yine de. Şu an başka bir yerde, kalbimi hissedip beni teselli edebilecek birilerinin yanında olabilmek isterdim. Daha neşeli, mutlu zamanlar olsun isterdim. Bazı şeyler hiç yaşanmamış, bazı virüsler ruha hiç bulaşmamış olsun isterdim.Hayatın bana yazacağı yeni mektupları kalbim çarparak bekleyeceğim yine de. Zarfı açtığımda gülümseyeceğim, sevinç çığlıklarıyla zıplayacağım günler de gelecektir elbet.

Bir zamanlar Lefkoşa Postanesinde bir posta kutum vardı. Oraya doğru yürürken kalbimin nasıl çarptığını hatırlıyorum. Mektup almak muhteşem bir duyguydu. Posta kutusundan çeşitli sürprizler çıkabilirdi. Bir başkasının duygularının, ruh halinin bize ulaşması zaman alırdı.

Belki de o günlerde duygular şimdiki kadar hızlı eskimez, gündemler bu kadar çabuk değişmezdi. Uzaklar daha uzaktı. Uzaklardaki birinden haber almak özel bir şeydi. Mektubu okurken onu yazanı, yazdığı anı hayal ederdik. Kelimeler bazen kanatlandırır bazen de yaralardı. En kötüsü beklenen mektubun gelmemesiydi ama. Her mektup bir emekti. Yazılmış, bir zarfa konmuş, postaneye gidilip pul alınmış ve kutuya atılmıştı. Mektup değerli bir nesneydi. Kalbinin üstüne saklayabilir, öpüp koklayabilirdin. El yazısı bir benzersizlikti. Bir zaman harcanmış, özen gösterilmişti. Ayrılan sevgililer mektupları yırtar ya da yakarlardı. Bunu yapmak için çok şiddetli bir kırılma gerekirdi ama.Hala mektup yazan, en azından kart atan insanlar var. Biliyorum bunu. Mektupların yeri elektronik haberleşmeyle doldurulamaz çünkü.

Aslında her hafta yazdığım bu köşe yazıları da sizlere gönderilmiş birer mektup gibi. Beni düzenli ya da arada bir okuyorsanız bir kalp akrabalığı taşıdığımıza inandığım sizlere yazılmış mektuplar bunlar.Bu mektubu korona günlerinden, içimde bir buruklukla yazıyorum size. Bu hapsedilmişlik, özgürlüğün kısıtlanması hali bellekteki pek çok hatırayı tetikliyor, biz özgürlüğün tadını çıkarmaktayken zaten bu koşullarda yaşayanlarla empati kurmamızı sağlıyor.

Nedense en çok da 1974 Temmuz’unu, karartma gecelerini filan hatırlıyorum bu günlerde. Benzeri bir kederli kıstırılmışlık hali yaşıyorum.Elbet bu günler geçecek ama tıpkı bazı mutlu zamanların hiç bitmeyeceğini zannettiğimiz gibi şu anki tatsız kıstırılmışlık hali  hep sürecek sanıyoruz. Biteceğini, hayatın bir biçimde normalleşeceğini göremiyoruz günün kederine böyle boğulmuşken. Karantina günlerinde balkonları bir şenliğe çeviren İtalyanları izlerken insanın her musibetle başa çıkma kapasitesini düşünüp içim aydınlanıyor bir miktar.

 Uzun yıllardır oturduğum bu apartman dairesinde karşı balkonlar kimlere ait hiçbir fikrim yok. Arada temizlik yapan Uzak Doğulu temizlikçiler görüyorum. Karşı dairedeki genç adamı çiçek sularken birkaç kez görmüşlüğüm var.  Kimse gitarı, akordeonu ile çıkıp etrafı şenlendirmeyecek ama; eminim bundan.

Virüs pek çok kötülüğü çağrıştırıyor bana. Hayatlarımıza, ilişkilerimize de bir virüs bulaşıyor bazen. Küçük bir şey bütün bir bünyeyi sarıp işlevsizleştirebiliyor.Şu korona günlerinde bir zamanlar her şey güzel gidiyor duygusunu taşırken birden tepetaklak oluverdiğim bazı deneyimleri de hatırlatıyor bellek. Bünyeye giren virüsü fark etmediğim ve şok yaşadığım zamanları…

Bazı yasların bir türlü sonlanamamasının nedeni aynı yaranın defalarca kanıyor olması, benzer deneyimlerin tekrar etmesi belki de. Ne kadar yaralanmış olsan da bir mutluluk ve huzur hatırası aradığında şimdilerde seni acıtan o geçmişim keyifli anlarını ziyaret edebiliyorsun. Bir son için acı çekiyorsak eskiden ona dair güzel hatırlarımız olduğu içindir daha çok da bu.

Eğer çok şiddetli, zor bir ayrılık yaşamışsak her şeyi silmeye çalışıyoruz ama öyle bir silgisi yok belleğin.Hayat türlü türlü sınavlardan geçiriyor bizi. Bazı sorunlarla kolay başa çıkıyoruz ama bazıları geçmiş bir yaramıza denk geliyor ve daha bir şiddetle hissettiriyor kendini.

Korona günlerinden yazdığım bu mektubu siz kalbinize koyun yine de. Ruh halimi tam olarak anlatabildiğimi sanmıyorum. Birilerine ulaşabilmek, içim acıyor demek iyi geliyor yine de. Şu an başka bir yerde, kalbimi hissedip beni teselli edebilecek birilerinin yanında olabilmek isterdim. Daha neşeli, mutlu zamanlar olsun isterdim. Bazı şeyler hiç yaşanmamış, bazı virüsler ruha hiç bulaşmamış olsun isterdim.Hayatın bana yazacağı yeni mektupları kalbim çarparak bekleyeceğim yine de. Zarfı açtığımda gülümseyeceğim, sevinç çığlıklarıyla zıplayacağım günler de gelecektir elbet.Bu mektubu size tüm iyi dileklerimle yazıyorum.

Mutluluk postacısını balkonumda bekleyerek….

 Neşe YAŞIN

Son Güncelleme: 17 Mart 2020 17:37
  • Etiketler

HABERİ PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

BUNLARA DA BAKIN