Doğduğumuz yerin sevdası...

*** Yarım asır geçmesine rağmen, o doğduğunuz kasabanın veya köyün tozlu sokaklarında koşup oynadığınız geçmiş anılarınızı özlüyor musunuz... *** Hangimiz hatırlamaz, sevdiği kız ile ilk buluşmasını. Sevdiği kişi tarafından uzatılan çiçeği veya mendili. Ben ayrılığımızı bile unutamıyorum. *** Çekilen çile ve derin üzüntü, bir nebze olsun unutuluyor ama insan doğduğu yerin sevdası ve hasreti ile sonsuza kadar yaşıyor...

PAYLAŞ
Doğduğumuz yerin sevdası...
*** Yarım asır geçmesine rağmen, o doğduğunuz kasabanın veya köyün tozlu sokaklarında koşup oynadığınız geçmiş anılarınızı özlüyor musunuz... *** Hangimiz hatırlamaz, sevdiği kız ile ilk buluşmasını. Sevdiği kişi tarafından uzatılan çiçeği veya mendili. Ben ayrılığımızı bile unutamıyorum. *** Çekilen çile ve derin üzüntü, bir nebze olsun unutuluyor ama insan doğduğu yerin sevdası ve hasreti ile sonsuza kadar yaşıyor...

 

Değerli dostlarım,

sizlerde benim gibi, yarım asır geçmesine rağmen, o doğduğunuz kasabanın veya köyün tozlu sokaklarında koşup oynadığınız, yazın sıcak günlerde çeşmelerden soğuk sular içip ellerinizi ve yüzünüzü yıkayıp serinlediğiniz, hayvanlarınızı suladığınız çeşme ve pınarları; tarla anızlıklarında, yol boylarında, meralarda kırmızı çiçek açmış gelincikler, beyaz papatyalar ve kekik otları arasında koşmayı ve hiç eskimeyen geçmiş anılarınızı özlüyor musunuz...

Bu özlem neye bağlı?

Geçmiş zamanlarda kasabamızda veya köyümüzde, kendi tarlamızda yetiştirdiğimiz buğday ve hububatın; meralarda otlattığımız koyun, keçi, sığır ve mandaların lezetli sütünün, afiyetle yediğimiz peynirlerin, yoksa bağlarda yetiştirdiğimiz üzüm, kiraz, şeftali, eriklerin ve armutların etkisi mi var bu özlemin üzerinde...

Ormanlardan kesip ısındığımız mis kokulu odun dumanının üzerimizde bir kalıntısı mı var. Onca yıllar geçmesine rağmen, bazı geceler rüyalarımızda, o uzak diyarlarda kalmış olan memlektimizin sokaklarında, dostlarımız ile kendimizi sohbet ve dolaşırken görmekteyiz.

Bazı sakin ve hüzünlü anlarımızda, o geçmiş günler aklımıza gelince, anında doğduğumuz yerin evleri, sokakları, bahçeleri ve oralarda   yaşadığımız bir çok olaylar, uzun yıllar geçmesine rağmen, gözümüzün önünde hemen canlanmakta.

Allah, insana böyle bir kabiliyet vermiş. Hangimiz hatırlamaz, sevdiği kız ile ilk buluşmasını. Sevdiği kişi tarafından uzatılan çiçeği veya mendili.

Ben ayrılığımızı bile unutamıyorum.

1951 yılı göçü, Şumnu tren istasyonunda, "macur" vagonunun platformu üzerinde yavuklumun bana son sarılmasını, trenin hareket ettiğinde, bana el sallayarak uzaklara doğru kaybolup gittiğini hiç unutamıyorum...

Göçler, yüzlerce ve binlerce aşıkları, hiç bir daha karşılaşmayacak şekilde birbirlerinden kopardılar. O anılar, her birinin kalbinin bir köşesinde ölünceye kadar gizli kaldılar ve hiç unutulmadılar.

Göçler, karı kocayı, ana kızı, baba oğlu, torunları dedelerinden, babaannelerinden ve anneannelerinden bir daha hiç görüşmemek süretiyle, aile bireylerini birbirlerinden ayırdılar.

Yıllarca çalışıp ve biriktirip, büyük sefalet, çile ve azap içerisinde edindikleri bunca malı mülkü bırakıp gittiler...

Gittikleri topraklarda yeniden sıfırdan başladılar ve başardılar.

Çekilen çile ve derin üzüntü, bir nebze olsun unutuluyor ama insan doğduğu yerin sevdası ve hasreti ile sonsuza kadar yaşıyor...

Tahsin HÜSEYİN,

Şumnu

 

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN