Yeni bir kimlik oluşumunu, dönüşüm ve değişim süreçlerini bitirdik mi - ( 2.)

* Bazı ilgili çevreler, bunun tam tersini düşünüyor ve çeşitli strateji planlarını devreye sokarak bir nevi Trakya bölgesinde ve Türkiye'de güçlü bir Bulgaristan diasporası oluşturmak arzusu peşindeler.* Kapı komşumuz Bulgaristan'ın bu emellerini yasak edemeyiz, fakat bizim göçmen camiası da buna alet edilmemeli. * Türkiye'de yaşayıp, bu devletin bütün olanaklarından ve nimetlerinden yararlanıp ama kendilerini sadece Bulgaristanlı, ya da dosdoğru Bulgar zanneden bireyler ve mini topluluklar ortaya çıkabilir mi ileriki yıllarda?

PAYLAŞ

Belirttiğim gibi, ülkemizin Trakya bölgesinde herhangi bir genetik Bulgarlık veya Hristiyanlık unsurları gözetlenmiyor, fakat anladığımız kadarı ile, Türkiye dışında bazı ilgili çevreler, bunun tam tersini düşünüyor ve çeşitli strateji planlarını devreye sokarak bir nevi Trakya bölgesinde ve Türkiye'de güçlü bir Bulgaristan diasporası oluşturmak arzusu peşindeler.

Bunu da, bu bölgede ve Türkiye'de yaşayan Bulgaristan'dan gelen Türk ve Pomak asıllı göçmenlerin üzerinden yapmayı hedefliyorlar diyebiliriz...

Birkaç yıl öncesi, Edirne'de tertiplenen bir toplantıda, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı İliyana Yotova, Trakya bölgesinden davet edilen göçmen asılı dernekçi ve siyasi parti yöneticileri önünde Bulgaristan devletinin bazı stratejik hedeflerinin açıkladı.

Bunların arasında en önemlisi de;

"Türkiye'de ve Trakya bölgesinde dosdoğru Bulgaristan diasporası oluşturmak, Bulgar kültürünü popülarize etmek ve yaşatmak." oluyordu.

Kapı komşumuz Bulgaristan'ın bu emellerini yasak edemeyiz, fakat bizim göçmen camiası da buna alet edilmemeli.

Bu görevi yerine getirmekle yükümlü olarak bazı satılmış ve jeostratejik durumlardan habersiz göçmen camiasının önde gelenleri belirlenmiştir.

Eğer, daha derinlere inmiş olursak, asıl ve gerçek hedefler arasında, Türk ve Pomak asıllı göçmenlere yeniden Bulgarlık bilinci ve şuuru aşılamak olduğu kolayca anlaşılmakta.

Edirne'deki Bulgar kilisesinde, dinsel törenlerden ziyade daha fazla milli bayram ve başka tarihi olayların kutlama etkinlikleri tertip oluyor. Bu törenlere Bulgaristan'dan ve Yunanistan'dan taşıma vatandaşlar ve folklor grupları getiriliyor. Bir nevi dışarıdan taşınan kıtalar sayesinde aldatıcı görüntüler oluşturulmakta.

Bu tür etkinliklerde bazı göçmenler, dernek ve siyasi parti yöneticileri ise ön saflara davet ediliyor ve böylece katılımları sağlanmakta.

Bulgar folkloru icra eden amatör gruplar kuruluyor, bunlara yönetici ve üye olarak yine göçmenler angaje edilerek, kendileri Bulgaristan'a çeşitli festival etkinliklerine götürülüyorlar ve orada ödüllendiriliyorlar. Böylece Bulgar folkloruna karşı "organik bağımlılıkları" ispat edilmeye çalışılmakta...

Bulgaristan diasporası oluşturmaya çabalayanlar arasında, genelde bazı göçmen dernekleri bünyelerinden tanıdık aktivistler görmekteyiz.

Bu sahte diasporacılık oyununun ilerideki gelişim boyutunu şimdiden kestirmek imkansız...

Türkiye'de yaşayıp, bu devletin bütün olanaklarından ve nimetlerinden yararlanıp ama kendilerini sadece Bulgaristanlı, ya da dosdoğru Bulgar zanneden bireyler ve mini topluluklar ortaya çıkabilir mi ileriki yıllarda?

Tabi ki, göçmen camiasının bütün fertlerini bu tür yolunu şaşırmış tiplerle aynı kefeye asla koyamayız ve koymayız, çünkü göçmen kardeşlerimizin çoğunluğunda Türk ülküsü, şuuru ve bilinci çok ağır basmakta.

Hatırlayacaksınız, geçen yaz gerçekleştirdiğim bir Çorlu ziyaretim esnasında vahim manzaralarla karşılaşmıştım ve bunları yazmıştım.

Çorlulu bazı yöneticiler şehirlerinde Bulgar okulu açılmasını talep etmekte, fakat aynı zamanda bir göçmen mahallesinde cami açılmaması için imza kampanyası düzenlemişler. Buna tam bir çelişki ve fiyasko diyebiliriz...

Örnek olarak bu şehirde göçmen vatandaşlar tarafından iki tane ev - kilise açılmış ve bu yeni yasa dışı ibadet yerlerinde yerli ve göçmen asıllı vatandaşlara Hristiyan esaslarına göre dini eğitim verilmekte. Açıkçası Müslümanlara Hristiyanlık esasları özendirilmekte. Bu kilise evler Bulgar medyaların ilgi odağı olmuş durumda. Bizimkiler ise kör ebe oynuyor, ya da payduşko...

Son zorunlu göçün ana etkenlerinden birisi isim değişikliği idi ama gelin görün ki, bizim göçmenlerin bir çoğu halen Bulgar isimlerini geri iade etmiyorlar ve resmi Bulgaristan evraklarında, bu isimlerin kalmasında diretiyorlar.

Bundan dolayı, bu konuya hiç değinmeden geçemeyiz. Bu durum adeta felaket boyutta ulaşmış ve derhal Türkiye Cumhuriyeti devleti, buna kesin bir çözüm bulmalı, sonuçta bir insanın aynı zamanda iki farklı ismi olamaz diye düşünmekteyim.

Bilmem dünyada bunun başka bir örneği var mıdır?

Olaya Bulgaristan hükümetleri tamamen kayıtsız kalıyor. Belli ki, burada herhangi bir milli çıkar güdülüyor.

Biz göçmenler, eğlenmeyi severiz. Derneklerimizin öncülüğünde, ülkemizin çeşitli bölgelerinde yaz aylarında yıllardır çeşitli kalabalık göçmen şenlikleri, festivaller ve piknik etkinlikleri düzenlenmekte. Bu etkinlikler sayesinde, özellikle Bulgaristan'dan getirilen açık saçık giyinen çalga müzik akımı şarkıcılarının ve dansözlerin icraatları ve çalınan Bulgarca müzikler sayesinde, genç nesiller, hatta Türkiye'de doğmuş ve yetişmiş gençler, bu yabancı ve çarpık kültür ile tanışıyorlar, ona tapıyorlar ve benimsiyorlar...

Böylece, bu yabancı müzik kültürü bütün düğün merasimlerine, göçmen kafelerine ve bazı göçmen evlerine tamamen girmiş ve yerleşmiş oldu...

Bu tür etkinliklerde Bulgar müziğinin yanı sıra, geleneksel Bulgar halk oyunları ve dansları da icra edilmekte. Eskiden memlekette, Türklerin yaşadığı köy ve kasabalarında, bu tür Bulgar müzikleri ve folklor gelenekleri hiç revaçta değilken ve bilinmezken, şimdi bunca yıldan sonra, bizim aramızda pek de popüler ve geçerli oldular...

Bu şekilde Türk ve geleneksel Anadolu kültürü benimsenmemekte, sevilmemekte ve arka plana itilmekte.

Bulgarların eğlence tarzları ve kültür gelenekleri suratla ön plana çıkmaya devam ediyor.

Anadolu kültürel esasları yerine Balkanlar tercih edilmekte, onlar revaçta...

Böylece ortaya bayağı hiç de küçümsenmeyecek bir yozlaşmış ve kendi kabuğuna çekilmiş, yabancı bir kültür, millet hayranı ve sevdalısı bayağı büyük bir toplumsal kitle çıkmakta.

Bursa'da geniş çaplı göçmen panayırları tertip ediliyor. Bunlara yine genelde Bulgar asıllı şarkıcılar davet edilmekte. Bir keresinde Roman asıllı bir erkek sanatçı getirilmişti ve bu şahıs sahneye çıktığında "Zdraveyte, Bılgari!" diye seslendi ve buna karşılık seyirciler alkışla cevap verdiler. Halbuki konuk sanatçı, büyük bir cesaretle "Merhabalar, Bulgarlar!" diye herkesin yüzüne karşı haykırabiliyordu...

Bu bir kabul edilmeyecek durumdur. Bu tür provokasyonların bilinçli şekilde önceden hazırlandığını rahatlıkla söyleyebiliriz...

Bu konumuz uzayıp gider, bir çok hususa bilinçli olarak hiç değinmedim ama toplum olarak durumumuz ve geleceğimiz pek parlak görünmüyor.

Halbuki, bizler bu revayı hiç de hak etmiyoruz...

Mümin TOPÇU

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN