( 1. ) TOPLUMUMUZ ÖYLE BİR PİS OYUNUN İÇİNE ÇEKİLDİ Kİ...

* Hak ve özgürlükler sözcüklerini, daha 1989 yılından öncesi, KGB ve DS laboratuvarlarındaki strategler, bizim için kılıfına uydurmuşlardı. * Toplumumuz öyle bir pis oyunun içine çekilecekti ki, yeri geldi ülkede birleştirici ve yıkıcı unsur olduk. Bazen bizim üzerimizden diğer etnoslara kin ve nefret aşılandı. Bazen hırsız muamelesi gördük, bazen ise cengaver olduk. * Milli güvenlik stratejisi bahanesiyle, bugün Kırcaali bölgesindeki Türkler her zaman medyada suni bir şekilde gündem oluştururken, Deliorman, Tuzluk, Dobruca ve Tuna boyundaki Türklerden genelde hiç bahsedilmiyor. Türklerin yoğun bir biçimde odaklandığı bölge bilinçli bir şekilde gözardı edilmekte.

( 1. ) TOPLUMUMUZ ÖYLE BİR PİS OYUNUN İÇİNE ÇEKİLDİ Kİ...
Bulgaristan
* Hak ve özgürlükler sözcüklerini, daha 1989 yılından öncesi, KGB ve DS laboratuvarlarındaki strategler, bizim için kılıfına uydurmuşlardı. * Toplumumuz öyle bir pis oyunun içine çekilecekti ki, yeri geldi ülkede birleştirici ve yıkıcı unsur olduk. Bazen bizim üzerimizden diğer etnoslara kin ve nefret aşılandı. Bazen hırsız muamelesi gördük, bazen ise cengaver olduk. * Milli güvenlik stratejisi bahanesiyle, bugün Kırcaali bölgesindeki Türkler her zaman medyada suni bir şekilde gündem oluştururken, Deliorman, Tuzluk, Dobruca ve Tuna boyundaki Türklerden genelde hiç bahsedilmiyor. Türklerin yoğun bir biçimde odaklandığı bölge bilinçli bir şekilde gözardı edilmekte.

Yerel seçimlerin, her ne kadar yelini ve fırtınasını fazlasıyla hissedememiş olsak ta, şimdi bizlere bunların analizini yapmak düşer. Birkaç gün boyunca, ben ve arkadaşlarım, bu seçimleri yorumlayacağız, çünkü vardığımız ortak bir kanata göre, toplumumuz gücünü yücelteceğine, süratla küçülmeye ve kan kaybetmeye devam ediyor...

Gorbaçov'un perestroyka ve glasnostu, bizim toplumun sadece bir kısmına özgürlüğünü bağışlamış oldu. Kapıkule yolunda verdiğimiz manzara hiç de gönül açıcı olmamasına rağmen, sonuçta Anavatan toprakları bizim açımızdan bir kurtuluştu. Geride bıraktıklarımız için ise fazla bir değişim olmadı, hatta onlar için daha kötü günler geldi çattı.

Hak ve özgürlükler sözcüklerini, daha 1989 yılından öncesi, KGB ve DS laboratuvarlarındaki strategler, bizim için kılıfına uydurmuşlardı.  Toplumumuz öyle bir pis oyunun içine çekilecekti ki, yeri geldi ülkede birleştirici ve yıkıcı unsur olduk. Bazen bizim üzerimizden diğer etnoslara kin ve nefret aşılandı. Bazen hırsız muamelesi gördük, bazen ise cengaver olduk.

Mecliste ellerimizle,kendi aleyhimize kanunlar yasallaştırdık. Bazı örf, adet ve geleneklerimizden vazgeçtik. Gönüllü olarak öz dilimizden bile feragat ettik. Hatta bir dönem bebek katili Apo'nun lehine oy kullandık. Süriye sınırında düşürülen Rus uçağından sonra, bizim için yine hainlik rolü biçildi ve hiç utanmadan Türkiye karşıtlığı sergiledik...

Derin strateglere göre, Bulgaristan'daki Türk toplumunun fazla esamesi okunmamalıydı. Türklük ruhu ve Türkiye sevdası fazlasıyla törpülenecekti. Bu bir milli güvenlik stratejisi haline dönüştürülecekti ama bu noktadaki milli güvenlik sadece bahaneydi, asıl  gayeleri kendi yarattıkları mafyanın çıkarlarını korumaktı.

Toplumda, Türklere ve Türkiye'ye karşı kin ve nefret aşılanmaya devam edilirken, aynı zamanda ekonomik darboğazlığa da gidiliyordu, çünkü fakir ve muhtaç insanları yönlendirmek en kolay işti.

Buna en iyi örnek olarak, bundan 20-25 yıl öncesi, Türkiyeli yatırımcıların Bulgaristan'a sokulmaması gösterilebilir. Bu engel, yine oradaki Türklerin eliyle çıkartıldı ve ülkemiz büyük zararlar gördü. Bugün birer Şişe Cam ve Petlas gibi, Bulgaristan'da yüzlerce Türkiyelinin yatırımı olabilirdi...

Milli güvenlik stratejisi bahanesiyle, bugün Kırcaali bölgesindeki Türkler her zaman medyada suni bir şekilde gündem oluştururken, Deliorman, Tuzluk, Dobruca ve Tuna boyundaki Türklerden genelde hiç bahsedilmiyor. Türklerin yoğun bir biçimde odaklandığı bölge bilinçli bir şekilde gözardı edilmekte.

Aynı taktik, komünist rejim esnasında ortaya çıkan siyasi mahkümlarımıza, şehit ve gazilerimize karşı da uygulanmakta. Adeta onların rolü küçümseniyor veya yok sayılıyor. Siyasi mahkümlarımız arasında, 10-20 yıl ceza almış olanlar mevcut, fakat onların isimleri hiç duyurulmazken, birkaç aylığına Belene adasına sürgün edilenleri anmak birilerinin hesap hanesine geliyor. Bizlere kendi kahramanlarımız öğretilmiyor. Birçoğumuz bir Sadık Ahmed'i kendi milli kahramanımız olarak algılamakta, çünkü bir şehit düşen Saatçi Ömer'in ve onun gibilerinin ne adını, ne de şanını duymuşturlar.

Osman Oktay gibi derin devletin bir toplum manipülatörü, bugün ne yazdı biliyor musunuz; "Bir gün Razgrad, Şumnu ve Tırgovişte gibi şehirlerde daha fazla Müslüman yaşayacak ve bunlar otonomi isteyebilir..."

Bu zır deli ve satılmış Tatarın derdini görüyor musunuz? Herif, bu şekilde Bulgar etnosuna korku salıyor ve onu öfkelendirmek çabası. Güya, bizler ülkemiz Bulgaristan'dan ayrılmak istiyor muşuz, ya da otonomi yönetim arzuluyor muşuz. Aynı şahıs, bizler Türk olarak adlandırmaktan bile çekinmekte...

Bu yazı dizimizin devamını yarın okuyabilirsiniz.

Mümin TOPÇU

 

Son Güncelleme: 28 Ekim 2019 23:32
  • Etiketler

HABERİ PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

BUNLARA DA BAKIN