Köyümüzün Yiğit Delikanlısı


Bir başka Mehmet, köylümüz Mehmet. Ben onu tanımadım ama hikayesini duydum. Başka duyanlar da vardır.

Demirler'in Sami Sabri'nin öz amcası. Mehmet Veli'nin (Soyadını bilmiyorum - Gebze de yaşıyor), Rasime'nin, Hasibe'nin ve T. C. Güner Özdemir’in öz dayısı.

Köylümüz Mehmet'in efsanesini, ben Hazel yengeden dinledim.

İkinci Dünya Savaşı yılları veya hemen sonrası. Hala, arabasına öküzünü koşup da "deeh" oğlum diyerek, Amerika'nın vahşi batısına göç eden kafileler gibi, Türkiye'ye pasaportsuz ve vizesiz gelinen yıllar... 

Bizim delikanlı Mehmet, attığını vuran biri. Tam demir. Kafilelere başkanlık yapıyor. Sıcak Ağustos ayında, döne döne harman dövüyor. İş bitince, tınazı harmanın ortasına yığıyor. Rüzgarın çıkış saatini, akşam üstünü evde beklemek yerine, öküzleri salıyor, Hotaklar çalılığına götürüyor. O yorgun haliyle bir gölgeye oturuyor, sonra uzanıp uykuya yeniliyor.

Öküzlerin de öküzlüğü tutuyor. Hotaklar çalılığından çıkıp bağlara doğru bir mısır tarlasına biraz zarar veriyorlar. Köy korucusu, öküzleri alıp esir kampı gibi dikenli tel ile çevirili alana kapatıyor ve kapısına kilit vuruyor.

Köy ne kadar yer. Komşu komşunun tavuğunu bile tanıyor. Öküzleri gören haberi eve iletiyor. Hazel yenge, başına bir iş mi geldi diye, agasını aramaya çıkıyor. Onu buluyor ve eve geliyorlar.

Köy yer, kimin kasası para dolu, yokluk zamanı. Evde ne bulduysa alıyor gidiyor korucuya.

- Çorbacı, uyuya kalmışım, zarar neyse ben karşılayayım, para veya mısır olarak.

Zaten sana diş biliyor, yakalamış Bulgar, hiç bırakır mı? Çok büyük bir para istiyor.

Mehmet, lahavle çekerek kabul ediyor.

- İki yüz leva vereyim, üstünü buğdayı satınca öderim.

- Olur mu vire, getir parayi al öküzleri.

- Tut ki para yok, ne olacak.

- Parayı sayan öküzleri alır, belki sana da biraz para verir, helalleşirsiniz.

- Sen ne diyorsun, çorbacı? Ben öküzlerimi neden satayım.

- A be "fes," uyumayacaksın! Zaten başımıza ne geldiyse çok uyumaktan gelmiştir. Bulgar, köye sonradan gelmelerden. Zaten, dağdan geldin bağdakini mi kovacaksın husumeti var aralarında.

Hocalar, Türk köyü olarak kurulmuş bir köydür. Araya beş altı hane Bulgar ailesi yerleştiriyorlar. Bağ bizim ama bölge Bulgaristan'ın. Onlar ne derse o oluyor...

Mehmet'in damarlarında demirlerin deli kanı dolaşıyor. Korucuyu, muhtarı ve araya girmeye çalışan bir başka kişiyi öldüresiye dövüyor.

Oradan eve geliyor. Üstünü değiştiriyor. Yaya olarak yola çıkıyor. Adam öldürdüm diye Türkiye ye kaçıyor. İğrek'ten geçerken Yeni Mahalle'den Osman agayı görüyor ve ağlamaya başlıyor.

- Neden ağlıyorsun, be Mehmet gülüm?

 - Şu gavur beni dövdü.

- Neden?

- Ekmeğimi vermedim diye dövdü ve ekmeğimi aldı. Ha bir eksik ha bir fazla. O Bulgar, çobana da bir dayak atıyor. Hızını alamayıp çıplak elle karnını deşiyor. Yediğin ekmeği çıkar diye.

Yeni Mahalle'den Osman Aga, İzzet Yıldırım, Nebibe Arıcan, Zeynep ve Mustafa'nın dayısı at evde olsa at ile gidecek. Babası Kadir aga bir yere gitmiş.

Onun da, kendi aralarında buluşup konuştuğu bir örgütü var. Eski Batı Trakya Türk Cumhuriyeti artığı abileri var. Koca Kışla'da bir Ahmet ağa var, Dedeler'de de Ahmet Çavuşlar.

Ahmet Çavuş ve iki arkadaşı, iki kurnalı çeşmenin yanında öldürülüyorlar. Aslında orada tuzağa düşürüyorlar, infazları Kırağlar altında yapılıyor. Ahmet Çavuş'un oğlunu da tam bir komünist yetiştirdi devlet. Keskin sirke küpüne zarar verirmiş veya öfke ile kalkan zarar ile otururmuş.

Bizim köyün yiğit delikanlısı Mehmet, en son orada görülüyor. Bir daha ne haber alan var ne gören.

Ömrünün sonuna kadar, zavallı annesi, bir gün döner diye bekledi durdu...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Ekm
09Ekm
05Eyl

Bakır ağacı, bakraç...

06Tem

Macır Aga, İyi Günler!