Düne kadar aleyhimize tavır takınanlar, bugün Türkiye'den medet umuyorlar...


Geçtiğimiz hafta, ülkemizin Büyükelçisi ve Konsolosları Bulgaristan'da eş zamanlı bazı ziyaretlerde bulundular. Bu tür ziyaretlerde sorun yok. Hele de soydaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı bölgelere, bunlar her zaman yapılmalıdır.

Bilindiği gibi, Bulgaristan'da mevcut hükümete karşı iki aydır protestolar düzenleniyor. Bu gün değilse, yarın veya öbür gün, hükümetin yeni bir seçime gitmesinden başka çaresi kalmıyor.

Bundan dolayı, DPS kendi açısından, olası bir seçime hazırlık yapma derdinde.

Son genel ve yerel seçimlerde oyları yarıya, yani 600 000'den 300 000'e kadar düştüğü çıkmıştı ortaya. Hele ki son yapılan anketlerde, bu sayılar artık 200 000'lere kadar düşmesi tehlikenin boyutunu iyice arttırdı.

Ama her şeyden öte, DPS açısından en büyük sıkıntı seçmen profilinde. 200 000'lere kadar düşen bu seçmenlerin çoğunluğu artık soydaşlarımızdan oluşmuyor. Para için herkese ve her yere oy verebilecek, genelde anımsanmayacak kadar Çingene ve başka profilli seçmen var, bu sayının içinde.

Diplomatlarımızın Kırcaali ziyareti esnasında, DPS yönetiminin asıl güttüğü amaç, güya Türkiye'nin DPS'nin arkasında olduğu algısını yaratmaktı, ki böyle bir durumun söz konusu bile olmadığını çok net biliyoruz.

İktidarın başı olan ve şu anda ülkemizin en üst siyasi iradesinin bu yönde bir kararı bulunmuyor.

Birileri bu konuda her ne kadar aksini iddia etse de, böyle bir durum söz konusu bile değil. Bundan yüzde yüz değil, yüzde bin eminiz.

DPS'nin ucuz numaralarını, bu saatten sonra kimse yemez. DPS yönetimi defalarca, bu en üst siyasi irade ile temasa geçmek istedilerse de, bunu başaramadıklarını söyleyebiliriz.

Randevu koparabilmek için iktidarın ittifak ortakları olan parti genel başkanlarını bile araya koymalarına rağmen bunu başaramadılar.

Bu da devletimzin DPS'ye karşı bakışı açısını göstermek bakımından her şeyden çok daha önemlidir.

Bu ziyaretler, DPS'nin başarısı değil, son çırpınışlarıdır.

DPS'nin soydaşlarımızın nezdinde önlenemez düşüşü devam ederken, onların nafile imaj düzeltme gayretlerinden başka bir şey değildi, bu son ağır konuk ağırlamaları.

Bu hamleleri, aslında DPS'nin ne kadar kötü durumlara düştüğünün bir göstergesidir.

Demek, kendilerine destek ciddi şekilde kaygı verici seviyelere düşmüş ki, düne kadar aleyhinde atıp tuttukları buradaki iktidar ve başındaki kişiden medet umar haline düşmüşler... 

Bizce, şimdilerde bazı DPS liderlerinin, bu ziyaretlerle ilgili  bütün gayretleri yakında güme gidecek, çünkü kendilerinin akılları ve doğruları, bizim buralarda etki altına aldıkları ve irtibatlı oldukları alt seviyedeki bürokrat ve siyasilerle uyuşmakta.

Şimdilik, bu kıytırık akıl hocaları sayesinde, Kırcaali'deki fotokareye toptan girebildiler, fakat sadece bu görüntü DPS'den kopan oyların yeniden geri kazanılacağı garantisini vermeyecektir. 

***

FETÖ'nün vaktinde Balkanlar'da inanılmaz güçlendiğini hiç anlatmaya gerek yok. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bunlara karşı kovuşturma başlatılmış olsa da, yuvalandıkları ülkelerde karar verici mekanizmaları, menfaat karşılığı ele geçirmiş olmalarından dolayı buralardaki etkileri tamamen kırılabilmiş değil.

Her ne kadar medya ve değişik cemiyetlerde etkileri olsa da, diğer Balkan ülkelerine göre, Bulgaristan'daki etkinlikleri son derece cılız.

DPS yönetimi, daha ilk zamanlardan beri FETÖ'cülerin yayılmasına ve istedikleri gibi at koşturmalarına fırsat vermedi. Bunun ana sebebi Balkanlar'daki ABD - Rusya arasındaki çıkar çatışması yatıyordu.

FETÖ, ABD'nin kontrolünde, onların uşaklığını yaptığını söylemeye gerek yok. Diğer yandan DPS'de Rus kontrolünde olduğundan, bu iki örgütün arasında çıkar çatışması meydana gelmişti.

Bizim ülke olarak soydaşlarımız aracılığı ile oralarda en etkili taraf olmamız gerekirken hiçbir varlık gösterememiş olmamız ibret verici bir durumdu. Hiçbir stratejimizin ve planımızın olmadığı çok acı bir şekilde belli oldu.

Sonuç olarak, FETÖ o dönemler Bulgaristan'da istediği gibi at koşturamayınca, DPS'ye karşı diş bileyip partiyi içeriden yıkmaya çalıştı. Bunun için de vaktinde ülkemizde her kurumda güçlü olduklarından dolayı, bizim karar vericileri ve üst siyasi iradeyi DPS'ye karşı kışkırtmışlardı. Nitekim hatırlanılacağı gibi DPS'yi içeriden yıkmak için Kasım Dal'ı kullanmaya kalkışmışlardı. Ancak o dönemler bu oyunları tutmadı ve Dal'ın partisi başarısız oldu.

Darbe girişiminden dolayı, iktidar ile FETÖ arasında köprüler atılınca, düne kadar düşman olan DPS ve FETÖ, bu dönemde sıkı işbirliği içinde.

Bizim bazı bürokratlarımızın arasında da bunların artıkları mevcut. Bunun ötesinde, DPS'nin de yıllar içinde, burada bazı kurumlarda görevli bazı kişileri menfaat ve ince işler karşılığında kendilerine hizmet etmelerini sağlamışlardır. DPS- FETÖ işbirliğini, bu konularda biraz dikkatli olanlar hemen fark edeceklerdir. Kimler FETÖ kontrolünde olduğunu merak edenler, DPS ile kimlerin işbirliği içinde olduklarına bakmaları yeterlidir.

Bahsettiğim Kırcaali ziyareti, DPS'nin başarısı değil, son çırpınışlarıdır.

DPS'nin soydaşlarımızın nezdinde önlenemez düşüşü devam ederken, onların nafile imaj düzeltme gayretlerinden başka bir şey değildi, bu son konuk ağırlamaları. Ama bu hamle aslında DPS'nin ne kadar kötü durumlara düştüğünün göstergesidir.

Demek ki, kendilerine destek ciddi şekilde kaygı verici seviyelere düşmüş ki, düne kadar aleyhinde atıp tuttukları buradaki iktidar ve başındaki kişiden medet umar haline düşmüşler...

***

Burada bir parantez de DOST'a açalım.

DOST partisi kurulduğundan itibaren, oradaki devlet mekanizması bütün gücüyle bu partiyi sindirmek için elinden geleni yaptı.

Çünkü sistem partisi değildi. Onların kontrolünde oluşan bir örgüt değildi.

Bunun ötesinde, partiden çok öte bir şeydi. Bir hareketti. Bir başkaldırı. Bir semboldü. İstedikleri gibi kontrol ettikleri soydaş kitlesi, artık bu yönlendirmelere dur demiş ve kendi kaderini kendi tayin etme iradesini ortaya koymuştu.

DOST, yıllarca soydaşımızı himayesinde tutan DPS'nin oligarşık yapılanmasına karşı bir başkaldırıydı.

Bunun farkında olan bazı odaklar, bundan dolayı DOST'tan bu kadar çekiniyordu. Haksız da sayılmazlardı.

Nitekim, DOST aynen varlığını devam ettirmektedir.

Üzerinde ölü toprak olabilir. Şu anda sessiz olabilir. Ama toprağın altında varlığını devam ettirmekle kalmıyor, her geçen gün kökleri daha da güçleniyor, daha da sağlamlaşıyor.

Şu an için söylediklerimize inanmayarak ve sırıtarak: "Ne diyor, bu arkadaş?" diyenler olabilir.

Ama biz ne dediğimizi çok iyi biliyoruz ve ne dediğimizi ileride hep beraber göreceğiz.

Her şeyden öte, DOST'u canlandırmak ve üzerindeki ölü toprağı atmak son derece kolay ve basittir.

Bunun nasıl mümkün olacağını da çok net biliyoruz.

gurcayem@misyongazetesi.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!